Burası Mezopotamya. Tarih ilk tarımın burada yapıldığını yazar. İlkel yöntemlerle başlayan tarım, bugün modern sistemlerle yapılıyor. O günden bu yana binlerce yıldır bölgede yaşayan canlıları doyuruyor bu topraklar. Dicle ve Fırat’ın sulandığı bu topraklar, cömert davranmaktan asla geri adım atmadı.

*

Bugün bu verimli toprakların üstünde ekilen ürünlerin hasadı sonrasında geride kalan anızların yakılması sonrasında semaya kara dumanlar yükseliyor. Neden bu yangınlar sürekli bölgemizde yaşanıyor? Ülkenin tahıl ambarı durumundaki Konya ilinde neden bu tür yangınlar olmuyor. Ekilen ürünün hasadı sonrasında geride kalan anızın toprağa geri dönüşümü sağlanamaz mı? Anız yakma işlemi çiftçinin bilinçsizliği nedeniyle mi gerçekleşiyor? Çiftçi yaptığı bu uygulama ile işin rahatına mı kaçıyor? Bölgede tarımla ilgilenen tüm çiftçiler, anız yakmanın toprağa verdiği zararın neler olduğunu bilimsel olarak farkında mı? Sorunla ilgili Üniversiteler diğer kamu kuruluşları. Ziraat Mühendisleri Odası ve Ziraat Odası Başkanlığı, çiftçiyi bu konuda yeterince aydınlatıyorlar mı?

*

Meselenin bilimsel ve objektif olarak anlatılması halinde soruna çözümüne katkı sağlayacaktır. Söz konusu olan çiftçilerin, sorunlarına bilimsel ve ekonomik olarak yaklaşarak problemin sonlandırılmasında kararlılık var mıdır? Bugüne kadar neden bu sorun bitirilememiş ise; Sebebi çözüm için kurulan masaya yatırılarak incelenmelidir. Dünyanın bir çok ülkesinde bu uyulamalar tarihe karıştı.

*

Bölgedeki kamu kurumları, ülkenin tahıl ambarı durumundaki Konya'nın, bu sorunu nasıl bertaraf ettiğini araştırarak benzeri bir uygulamayı bölgede de gerçekleştirmelidir. Yaşanan doğa katliamına son vermelidir. Bu sorun acildir, bekletilmemelidir.

*

Sözkonusu ‘tarım’ olunca önemli olan topraktır. Bir santimlik verimli toprağın 100-1000 yılda oluştuğu bilimsel olarak belirtilmektedir. Bu duruma göre; topraktaki verimliğin 25 santimetrelik bölümünün oluşması için 25.000 yıla ihtiyaç olduğunu belirtiliyor.

*

Verimli topraklardan sürekli ürün alınması çeşitli şartlara bağlıdır. Bu şartlar toprağın verimli bölümlerinin korunması için yapılması gerekenleri de anlamamızı sağlayacaktır. Toprağın korunması; su ve rüzgarla erozyonuna engel olmakla mümkündür.

*

Her yıl Kıbrıs toprağı büyüklüğünde verimli toprağın sel ve rüzgar ile denizlere akması veya uçması vahametin büyüklüğünü anlatıyor. Su ve rüzgarın toprağın üst tabakasındaki verimli tabakayı alıp götürdüğü yeterince biliniyorsa; neden umursamaz davranılıyor? Bir çok okur buna sinirlenecektir. Sözlerimi tekrar ediyorum, umursamaz davranılıyor.

*

İşte ispatı. Ormanlar erozyonun önlenmesinde en önemli unsurlardır. Ne yazık ki, her yıl binlerce dönüm ormanlık alan yanarak kül olmaktadır. Kiminin dikkatsizliği, kiminin ormanlık alanın tarım alanı olması amacı ile yakması sonucu tüm bunlar yaşanıyor. İlginç olan ormanlık alanının yanmasına neden olan insanların yararları sayılamayacak kadar çok olan ağaçların yüzlerce yılda oluştuğunu bilmemesidir. Bu da ülkenin en büyük ayıbıdır.

*

Ormanlık alanın yanması domino etkisi yaparak, bir çok olumsuzluğun önünü açar. Yaşayan canlılar ve canlı organizmaların yok olmasına neden olur. Daha önce yaşanmayan sorunların yaşanmasını dayatır. Örnek vermek gerekirse. Yangın sırasında ölen yılanların, zararlı olan bir çok canlının (fare) çoğalmasına engel olmasını orman yangınından sonra farelerin artması ile görebiliriz. Doğadaki kekliklerin ölçüsüz avlanmasıyla yok olması; Kenelerin artmasına neden olur. Kene tarafından ısırılan insanların ölümündeki artışın sebebi budur.  Yılanların yer altında ilerlerken, oluşturduğu deliklerin toprağın havalandırılmasına yardımcı olduğunu bilmeyenler orman’ı yakabilir.

*

Batman’da bir mahalleye gelerek bir çok kümes hayvanını telef eden tilkiden şikayet eden vatandaşlar, kendi açılarından haklı olabilirler. Ancak! Tilkinin yaşam alanlarını yok ederek, açlığa mahkum edenler de biz değil miyiz?

*

Gelelim anız meselesine; Gıda alarak yaşama zorunluluğu olan canlılar toprağa bağımlıdır. Ekilen her ürünün toprağın verim gücünü azalttığını biliyoruz. Bu nedenle ‘gübre’ kullanarak toprağı ürün vermeye zorluyoruz.

*

Yaktığımız anız toprağın verimli olan üst tabakasındaki canlı organizmaları yok ediyor. Tıpkı sel sularının ve rüzgarın toprağın üst tabakasını alıp götürmesi gibi. Toprağın üstündeki bir kaç santimetre kalınlığındaki verimli alan bu uygulama devam ettiği taktirde; çok geçmeden topraktan ürün alamaz hale gelmesine neden olacaktır.

*

Yakma olayından sonra hububata musallat olan bir çok zararlı canlı organizmanın artması bu nedenledir. Sizin pratik çözüm olarak uyguladığınız yanlıştır. Bilmelidir ki! Anız yakmak çözüm değil; Çözümsüzlüktür. Nasıl mı ?

*

Anız yakma sonrasında artan haşerenin ekimini yaptığımız ürüne zarar vermemesi için ilaçlama yapacaksınız. Canlı organizmaların yok olmasından sonra azalan verimi, gübreyi toprağa daha fazla vererek ürün almaya çalışacaksınız. Bu da üretilen ürünün maliyetinin artmasına sebep olacaktır. Tarladaki anızı yaktığı için bunları yaşayacağını kaç çiftçi biliyor? Onları bu konuda bilgilendiren kimsenin olmaması ne acı. Bu durumu çiftçilere anlatmakla görevli olanlar, neden konunun ehemmiyetini önemsemiyorlar?

*

‘Anız yakılmadan da yok edilebilir mi?’ sorusuna cevap arayalım.

Batman Çiftçiler Derneği Başkanı Veysi Acar, konuyu özetlemiş.Anız yangınlarının önlenmesi için hasat sonrası topraktaki anızın kırma makineleri ile toprağa karışmasının şart olduğunu, hububat ekili 30.000 dönümlük alanda üç adet anız kırma makinesinin yeterli olmadığını belirtiyor.

*

Anız yangınlarının en çok halka zarar verdiğini belirterek, her köye bir anız kırma makinesi verilmesini istiyor Başkan Acar. Bu talebi de Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü’ne de iletmiş. Üç adet olan alet sayısının artırılarak, mağdur olan çiftçilere para karşılığı günlük olarak verilmesi durumunda sorunun son bulacağını açıklamış Başkan Acar. Yıllardır bu talepte bulundukları halde isteklerine olumlu yanıt alamamış. Acar; "Bu nedenle çiftçiler anız yakmak zorunda bırakılıyor" diyor.

*

Çiftçiler Derneği Başkan Yardımcısı Siraç Güngör ise şöyle konuşuyor;“Tarlasında anız yakan çiftçinin bunu yapmasının iki nedeni vardır. İlki çiftçi mecbur kaldığı için tarlasındaki anızı yakmaktadır. İkincisi ise çiftçilerin çoğunun anız yakmanın zararlı bir uygulama olduğunu bilmemesinden kaynaklanıyor.”

*

Anızın yakılmasında sorumluluğun büyüğü bu konuyu anlatmakla görevli mühendislerin, köylere gidip konuyu çiftçilereanlatmamasıdır. Görevliler, bunu yapmak yerine kendilerine tahsis edilen ofislerinde oturup çözümsüzlüğün sürmesine neden oluyorlar. Her köye bir anız kırma makinesi verilmesi durumunda; anız yakma olaylarının son bulacağına dikkat çekiyor Batman Çiftçiler Derneği’nin yöneticileri;

"Söz konusu anız kırma makinesi her köy muhtarına zimmetlenerek verilsin. Arazi sahipleri de sıra ile makineyi alıp arazilerini anızdan temizlesin. Çiftçi olarak bilinçlenmek istiyoruz."

*

Anlaşıldığı kadarıyla çiftçiler de bu durumdan rahatsız. Bunu keyfi olsun amacıyla yapmadıkları belli oluyor.

*

O zaman tüm ilgili kurumlar, bir araya gelip bu sorunun çözümü için bir yol haritası çizmeli. Hazırlanan programa bağlı kalarak problemin bitirilmesine odaklanılmalıdır.

*

Sorunu çözmek için bugün bile geçtir. Görevlilerin dikkatine...