Bu ülkede ne zaman işler yolunda gidiyor görünse,

Bu ülkede ne zaman insanın içine bir umut doğsa,

Bu ülkede ne zaman insanda ha gayret oluyor inancı yerleşse

Birileri bir yerlerden bir butona basarak,

Mutluluğumuzun,

Umudumuzun,

İnancımızın yıkımına neden oluyor.

Bunu son otuz yıllık yaşamımızın zehir gibi yaşanmasından biliyoruz.

Çocukluğumuz darbenin ayak izlerinin altında,

Gençliğimiz açlığın pençesinde,

Faili meçhule gitme korkusu ya da kayıpların arasına karışma endişesi içerisinde geçti. Ne zaman bir umut ışığı görünse ne zaman insanın ha oldu olacak devlet ile halk barışacak umudu yeşerse birileri çıkıp bu umudu bombalar.

Yıllardır bölgemiz ve ülkemiz kan gölü halinde. Dağlarımız kuş ötmez, yollarımız kervan geçmeze döndü. Köylerimizde insan, şehirlerimizde insanca yaşam kalmadı. İnsanlık onuru vahşi kapitalizmin dişleri arasında değil bizim birbirimize çektirdiğimiz acılar sayesinde yerle bir oldu.

Bir çakıl taşı edebiyatı ile 40 bin civanımızı kaybettik. Otuz yıldır bu diyarda anaların gözyaşları kurumadı. Az gittik uz gittik ama bir adım bile ileriye gidemedik.

Yarın 23 Nisan. Büyük Millet meclisinin kuruluş yıldönümü.23 Nisan 1920’den beri halkın egemenliğini saltanata tercih etmemize rağmen hala demokrasiyi içimize sindiremediğimizin üzüntüsünü yaşıyoruz. AB’ye girme çabaları ile yapılan son düzenlemelerden sonra bile konuşmalarımız, açıklamalarımız hala 23 Nisan 1920 de Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan konuşmaların gerisindedir. Atatürk’ün yeni devlet için ortaya koyduğu tanımlamaların gerisinde durmaktayız. Merak edenler açıp nutuktan o zamanın şartlarında mecliste geçen konuşmaları okuyabilirler. Araştırmak isteyenler meclisin ilk tutanaklarını gözden geçirirlerse bugün tartıştığımız konular itibariyle ne kadar geride olduğumuzu daha iyi kavrayabileceklerdir.

Genç cumhuriyeti beraber kuranlar,  

Çanakkale’de beraber ölenler,

Sarıkamış’ta birlikte donanlar

Bugün beraber yaşamak için ne yazık ki aynı başarıyı gösterememektedirler. Ülkede, birlikte mücadele ederek düşmanı kovanlar düşmanları tarafından düşman haline getirildiler. Sistemi ele geçirenler diğerlerini yok sayarak, baskıyla, sürgünle, dayakla, öldürmekle hizaya getirmeye çalıştılar. Kimi çakıl taşı edebiyatı yaptı, kimi ya sev ya terk et dedi, kimi yok dersen sorunlar yok olur dedi ama hiç kimse gerçeği kabul edip çözüme gitme gayretinde diretemedi.

Herkes et ile tırnak gibiyiz ayrılamayız dedi ama kimse tırnağı dikkate almak istemedi. Uzayan tırnak olunca hep törpüleniverdi.

Demokrasiye olan inancımızla ortadaki sorunun demokratik yollarla çözümleneceğine olan umudumuz yeniden yeşerirken, birileri yine düğmeye basarak fitili ateşlemeye başladı. Dağa çıkanların indirilmesi ve sorunların siyaset yolu ile çözümlenmesi mantığı kabul görürken birileri yaptığı hareketle bunun önüne geçmeye çalışıyor.

Birileri bir yerlerden bir takım düğmelere basarak adım adım provokasyon düzenliyor. Silahların susması kimin işine gelmiyorsa o kimler yine ortalığı karıştırmak için ellerinden gelini yapıyorlar. Demokratik bir ortamda halkın ortaya koyduğu tercihleri beğenmeyebilirsiniz ama o tercihler eğer çoğunluğu oluşturuyorsa bunu sindirmek zorundasınız. Çünkü hiçbir demokratik sonuç savaşlardan, çatışmalardan, operasyonlardan daha tehlikeli değildir. Hiç bir demokratik sonuç kardeşin kardeşi vurmasından daha tehlikeli değildir. Halkın egemenliğine inananlar, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir diyenler milletin ortaya koyduğu tercihe saygı duymak zorundadırlar.

Kalemle yazıp siyaset dili ile sorunlarını çözmeye çalışanları içeri tıkıp, silahlı olanları dışarı salarsak sorunları barışçıl yollarla nasıl çözeceğiz bilen var mı? Sapla samanı birbirine karıştırmamak gerekir. Ortaya konan mantık bizi adım adım provokasyona ve çatışmaya sürüklemektedir. Zararın neresinden dönerseniz kardır derler bazen söylenenlere kulak asmak çok yarar getirir. İş işten geçtikten sonra yapılanların bir anlamı kalmaz.