ABDULLAH ÖCALAN´IN DOĞDUĞU EV DİLEK KAPISI MI OLACAK?

 

 

     Abdullah Öcalan´ın doğum yıl dönümü münasebetiyle 4 Nisan 2010 tarihinde Urfa´nın Halfeti ilçesine bağlı Ömerli köyünde bir tören düzenlendi. Törene başta BDP nin bazı milletvekilleri olmak üzere büyük bir kalabalık katıldı. Bu sene herhangi bir olay çıkmadı. Çünkü güvenlik güçleri diğer senelere göre biraz daha esnek davranarak 500 kişinin girişine izin verdiler.. Dolayısıyla da herhangi bir çatışma meydana gelmedi ve tören bittikten sonra kalabalık dağılarak köyü terk ettiler.

       Bizim anlatmaya çalıştığımız Abdullah Öcalan´ın hayranlarının gösterdikleri müritvari hareketlerdir. Oraya gidenler, tıpkı şeyhlerin müritlerinin yaptıkları gibi belki de biraz daha ileri giderek Abdullah Öcalan´a ait resimleri ve Fatma Öcalan´ın elini öpmek için birbirleri ile yarışırcasına davrandılar. Doğduğu evin avlusundaki toprağı poşetlere doldurarak memleketlerine götürmeye çalıştılar. Eskiden bir kısım kimseler, bağlı oldukları şeyhin ziyaretine gittikleri zaman şeyhin evinden getirdikleri bir iki ekmeği bereket getirir diye küçücük parçacıklar halinde köylülere dağıtırlardı. Yine birçok yerde türbelerin ziyaretine giden bir kısım cahil kimseler, Türbenin üzerindeki perdeyi öperek veya mezar taşlarına el sürerek dileklerinin kabul olunacağına inanıyorlardı. Şeyh makamında bulunan bazı zatlar, yolculuk esnasında istirahat edip oturdukları yerlerde birkaç taş üst üste konulup gelen geçenler için Fatiha okunup ziyaretgah haline getirilirdi. Son zamanlarda insanların ümit kapısı olarak başvurdukları bir çok türbe, içinde altın bulunabilir maksadıyla açıldığında içinin boş olduğu ortaya çıkmıştır.                  Abdullah Öcalan´ın köyündeki manzarayı görünce, bu gibi cahil müritlerin yaptıkları hareketler aklime geldi. Çünkü benzer yönleri vardı. Ancak şeyhlerin müritleri bunları yaparken Cennet´e gitmek veya dünyadaki bazı dileklerin kabul olunması için yapıyorlardı. Abdullah Öcalan´ın müritlerinde ise böyle bir niyetin olduğuna kani değilim. Çünkü Abdullah Öcalan hiçbir zaman dini liderlik misyonunda bulunmadı ve kendini o şekilde de görüntülemedi. Mustafa Kemal´in de doğduğu, oturduğu ve istirahata çekildiği evler zaman zaman müritleri tarafından ziyaret edilmektedir. Abdullah Öcalan Mustafa Kemal´ın devrimlerine karşı olmadığı, Mustafa Kemal´ın demokrasiyi gerçekleştirmek için uğraştığı, ancak çevresindeki yetkililerin buna engel olduklarını verdiği yazılı demeçlerinde dile getirmektedir.

         Ancak Mustafa Kemal hedefe varmak için dini kullandı. Yeri geldiği zaman namaz kıldı, minbere çıkarak hutbe okudu, Halifelik müessesini koruyacağını söyledi. Meclisi Kur´an, Hadis ve dualarla açtı. Abdullah Öcalan ise bunları yapmadı. 20 yaşına kadar o da herkes gibi geleneksel bazı İslami görevleri yerine getirdiği ve Ankara´da iken ara sıra Necip Fazıl kısa kürek´in konferanslarına katıldığı yaşam hikayelerinden anlaşılmaktadır. Ancak bu tarihten sonra  Rusya´dan dünyaya yayılan sosyalist akımın tesiri altında kalarak sol çizgide yer almış ve Orta Doğuda sosyalist bir düzenin kurulması için örgütsel çalışmaya başlamış, Sosyalizm iflas edince de ağırlığı Kürt realitesinin demokratik kimlik hakkının tanınması ve Kürtçenin de diğer diller gibi serbestçe okunup öğretilmesiyle ilgili çalışmaya vermiş ve şu anda Kürtlerin bulunduğu dünyanın her yerinde milyonlarca hayranı bulunmaktadır.

         Abdullah Öcalan bunları yaparken Mustafa Kemal veya bazı parti liderlerin yaptıkları gibi dinin arkasına sığınmadı. Belki kafasındaki sosyalist görüşleri doğrultusunda kendini gösterdi. Her insanın bazı doğruları olabilir. Doğrular kimden gelirse gelsin doğrudur. Yanlış da kimden gelirse yanlıştır. Kürt kavminin asimilasyona tabi tutulduğu, inkâr ve imha politikası neticesinde tarih sahnelerinden silinmeye çalışıldığı artık inkârı mümkün olmayan bir gerçektir. İster Müslüman ister gayri Müslim, kim bu sorunu gündeme getirip inkâr ve imhaya karşı durursa doğrudur. Ancak bunlar yapılırken Kürt kavminin dini duygu ve inançlarına zarar vermemek gerekir. Kürtler arasında gayri Müslimler de vardır. Ancak çoğunluk Müslüman´dır ve ölümden sonraki ceza ve mükâfata inanmaktadırlar. Abdullah Öcalan ve hayranlarının bu hassasiyetleri göz önünde bulundurmaları Kürtlerin yararınadır. Çünkü bu dünya hayatı ölümle birlikte bitmiyor. Belki gerçek hayat ondan sonra başlar. Yeri geldiğinde bir insan kendi kavminin hak ve doğruları için kendini feda edebilir. Ancak Kur´an´ın atmosferinden uzaklaşarak, helal ve haram tanımadan, Allah için alnını secdeye koymadan beşeri ideolojiler doğrultusunda hareket ederse ve onları tabulaştırırsa ahretini kaybeder ve zarar eder.

           İnsanlık tarihi incelendiğinde sıkça yaratıkları tabulaştırma manzaralarıyla karşılanabilmektedir. Bir kısım yaratıklar, tabulaştırılıp dilek aracı olarak inanıla gelmiştir. İslam coğrafyasının değişik yerlerindeki türbeler, Hindulerin ineği, Mecusilerin ateşi, Mekke müşriklerin Latı ve Menat´ı örnek gösterilebilir. İşte Halfet´in Ömerli köyündeki manzara da aynı kutsamanın bir habercisi olduğunu aklimize getirmektedir. Abdullah Öcalan, Kürt kavminin inkâr edilmiş ve yasaklanmış ırksel hakların dünya gündemine taşınmasında rol oynadığı bir gerçektir. Onun bu sahadaki çalışmaları sayesinde bir kısım Kürtlerin sevgi ve sempatisini kazandığı bundan dolayı bu kesim tarafından onun doğum yıldönümünde anılması normal karşılanabilir. Ancak doğduğu evden toprak getirmek, resimlerini öpmek ve ablasının elini öpmek için yarışmak onu tabulaştırılmaya götürür. . 

          Tefsirler incelendiğinde Kur´anı Kerimde isimleri geçen Lat, Menat ve Uzza gibi putların asıl sahiplerinin dindar kişiler olduğu, unutulmasın diye sevenleri tarafından resim ve heykelciklerin evlerde muhafaza edildiği, bunlar öldükten sonra da aşırı sevgiden dolayı bu resimler, ümit kapısı ve Allah´la aracı olarak tapınıldığı anlaşılmaktadır. Hudeybiye anlaşılmasından önce Hz. Osman´ın Mekkeliler tarafından alıkonulup öldürüldüğü diye bir şayia ortaya çıkınca, Resulullah (s.a.v) Hz. Osman´ın intikamını almak için sahabelerini bir ağacın altında toplayarak onlardan biat aldı. İslam tarihinde buna Ridvan biatı denir. Hz. Ömer insanların zaman zaman bu ağacı ziyaret ettiklerini görünce, ağacın kökten kesilmesini emretti ve ağaç ortadan kaldırıldı. Çünkü İslam´da canlı veya cansız varlıkları tabulaştırmak yasaklanmış ve şirk olarak nitelendirilmiştir. Tabulaştırılan varlık ister Hz. İsa ve Hz. Ali gibi Allah´ın bir dostu olsun, isterse de olmasın durum değişmez.

          Halfetin Ömerli köyündeki manzaraya bakıldığı zaman, bir gün Abdullah Öcalan´ın doğduğu ev, Abdulkadir Geylani, Veysel-Karani ve Seyit Bilal Becirmani´nin türbelerinde olduğu gibi dileklerin kabulgahı, adakların mezbahanesi ve hastaların şifagahı olarak ziyaret edilirse şaşmamak gerekir. Allah´a emanet olun!