27 Mayıs 1960 tarihinde Milli Birlik Komitesi tarafından yapılan Cumhuriyetin ilk askeri müdahalesi olarak bilinen 27 Mayıs darbesi aynı zamanda emir komuta zinciri hiyerarşisine uymayan özelliği ile yapılan ilk darbedir de.
Yönetimdeki demokrat Parti hükümetinin ülkeyi kardeş kavgasına sürüklediği gerekçesi ile yapılan darbe ile Hükümet üyelerinin yanı sıra genelkurmay başkanı da yakalanmıştır. Darbe kendi özelinde birçok özellik taşır. Bizi en fazla ilgilendiren ise sonuçlarıdır. Başbakanı ve bakanları darağacına götüren, sayısal çoğunluğun egemenlik için yeterli olmadığını gösteren, olmazları olmaz yapan özellikleri ile anılması gereken bir olaydır.
Bu olay kendisinden sonraki dönemler için de yol açıcı olmuştur. Politik polemiklerin arttığı sivil inisiyatifin gelişmeleri yönlendirmekte yetersiz kaldığı zamanlarda askeri komuta yönetime el koymayı alışkanlık haline getirmiştir. Biz olaya ne darbecilerin ne de darbe yiyenlerin gözü ile bakarız. Bizim için önemli olan yapılan hareketlerin sonuçlarının faydalı olup olmadığıdır. Her musibetin bir nasihate daha ihtiyaç doğurup doğurmadığıdır.
Kanımca askeri darbelere karşı çıkarken demokratik kuralların hakim olduğu düzenlerdeki insan hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılma şekillerine çok hassasiyet göstermemiz gerekmektedir. Askeri yönetim yada sıkıyönetim tarzlarının can alcı noktası budur. Gerekçelerinin doğruluğu yada yanlışlığından ziyade, yapılış biçiminin formülünden ziyade insan Hak ve özgürlükleri açısından ne getirip ne götürdüğüne bakmak lazımdır. Eğer kendisinden sonraki dönem için ön açıcı olmuş ve ülkeyi ileriye doğru götürmüş ise ve bu anlayış toplumun geneli tarafından kabul görmüş ise şikayet etmenin bir anlamı yok ama yok ülke geriye halk korkaklığa ve sindirilmeye müsait hale getirilmiş ise o zaman arkasında durmanın bir manası yok sanırız.
Siyasal gelişmeyi yönlendiren veya aksatan gelişmelerin sivil yada askerler tarafından yapılmasından ziyade amaçlarının ve sonuçlarının tahlili çok önemlidir.27 Mayısı eleştirenlerin ağızlarından düşüremedikleri yüzde bilmem kaçlarla iktidara gelenlerin askeri müdahalelerle düşürülemeyeceği iddiasının külliyen yanlış olduğu ortadadır. Çoğunluk her zaman haklı olmuyor. Çoğunluk haklılığına inanıyorsa azınlık olarak gördüğü kesimlerin emrine nasıl girer? Nasıl olur da %50 oranında oy alan ve Hükümet olanlar, bir komitenin emrini kuzu kuzu kabul eder. Nasıl olur da bunca General Albaylara hazır olda durur? Demek ki emir memir dinlemiyorum artık diyenlerin amirlerince bile doğru kabul edilen gerekçeleri var!
Ya sivil çoğunluk, hükümetleri miting alanlarında yalnız bırakmayanlar. Başbakan asılırken ne yapıyorlardı. Ağlayıp sızlamanın bir manası yok. Siz sivil ittiatsizlik göstermezseniz karşı taraf gereğini yerine getirir. Ağlayıp sızlamanın da bir manası kalmaz.
Bizim elbette Başbakan asanları alkışlamamız beklenemez. Ancak bu her beş oy fazla alanın da kurulan düzeni bozma girişimine çanak tutacağımız anlamına gelmez. Düzeni isteğine uyduranların istekleri entidoemoktarik ise karşı durmak boynumuzun borcu olmalıdır. Mangalda kül bırakmayacaksınız ama iş ciddiye binince kuzu kuzu saklanacaksınız bu da ayıptır.
Şimdilerde çok eleştirenlere bir hatırlatma; ülkemizin doğu yakasında yıllardır süren askeri yönetim tarzları mevcut hala yasak bölgelerle idare ediliyoruz peki sizler sıcak yataklarınızda apoletli yazılar yazmıyor musunuz? Hala hiç görmediğiniz yerlerdeki çarpışmalardan medet ummuyor musunuz? Buradaki ateşi söndürmek için daha çok terörist (!) vuracağınıza barış için bir adım atsanıza?
Demokratik duruş her koşulda ve bütün alanlarda sağlam bir duruş ile kendini kabul ettirir. Tabi demokratlık sözde değil ise. Bu ülkede Başbakanların asılmasını istemiyorsak başbakanları seçenlerin ya da başbakanlarca yönetilen insanların hak v e özgürlüklerine sahip çıkmamız gerekmez mi?
Next