"Anadilim benim derim ve diğer diller ise giysilerimdir. İnsan ne zaman isterse kendi isteklerine göre giysilerini değiştirebilir ama derisini değiştiremez." Antti Jalava
Birleşmiş Milletler Örgütü, 21 Şubat´ı "Dünya Anadil Günü" olarak ilan etmiştir. Bu kararın gereği olarak Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) üyesi ülkelerde; Amerika, Afrika ve Asya´daki azınlıkların karşılaştığı zorluklar ve dillerinin korunması için her yıl 21 Şubat´ta çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.
Bugün Yeryüzünde 6 bin dolayında dil kullanılmaktadır. Bundan beş yüz yıl öncesinde ise yeryüzünde on bin dolayında dilin konuşulduğu belirtilmektedir. Süreç içerisinde 4 bin civarındaki dilin yok olduğu anlaşılmaktadır.
“Bir lisan bir insan” anlayışı ile olaya yaklaşıldığında 4 bin kültürün aramızdan yok olup gittiğine tanık olmaktayız.
Yeryüzünde konuşulan dillerin diğer dillerin etkilerinden, baskılarından kurtarılması gerekir ki yok olup tarihe gömülmesin.
Bizim gibi kendi halkının anadilinden korkmayan toplumlarda dillerin yok olmaması için özel çabalar gösterilir. Dilin sürdürülmesi için teşvikler sağlanır ve bir insan bile konuşsa o dilin korunması için çaba gösterilir. Var olan dil korunmaya çabalanır ki yok olmasın.
Bizde ise tam tersi işler yürütülür. Var olan diller yok edilsin diye yeni senaryolar üretilir, yeni tarihler yazılır, dilin yapısı değiştirilmeye kalkışılır ve sonunda her şey ters düz olunca da gerçekler kabul edilip boşa geçen yıllar için hayıflanılır.
Yüzde doksan dokuzu İslam olan ülkemizde her ne kadar kutsal kitabımız kur an ı kerimde Allah´ın "delillerinden" (Kur´ân/Rum Suresi: 22) olduğu buyrulsa da bu gerçek her nedense kabul edilmek istenmez.
Oysa ülkemizde Türkçenin dışında birçok dil daha konuşulmaktadır. Anadillerini Türkçenin dışındaki dillerden ifade eden milyonlarca yurttaşımız vardır ki bunların büyük çoğunluğunu Kürtler oluşturmaktadır. Ancak Türkiye´de Kürtçe dili resmi olarak kabul edilmez. Televizyonda bu dil ile yayınlar yapılır (TRT 6), Gazeteler yayınlanır (Azadiya Welat) dergiler ve kitaplar çıkar. Bu gelişmeler fiilen gerçekleşir ama fiili olan resmileştirilmez. Böyle bir tezat yaşıyoruz.
Birleşmiş Milletler örgütüne bağlı olarak çalışan UNESCO dillerin unutulmaması için etkinlikler düzenler ama ülkemiz bu etkinliklere karşı gözünü kapatmış, kulaklarını tıkamış görünmekte. Bu iş ile ilgili kurumlar başka diyarlarda yaşar görüntüsü sergilemektedir.
Var olan dillerin yaşatılması için çok az sayıda sivil toplum örgütü ve birey gönüllü olarak bu konuda bir şeyler yapmaya çalışmaktadır.
Yeryüzünde konuşulan dört bin lisanın büyük bir çoğunluğu yok oldu, birçoğu da bugün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Dilleri dünya mirası olarak görüp korumamız gerekmektedir. Dilleri yok sayarak ortadan kaldırmak hangi felsefi yaklaşımla yaklaşırsanız yaklaşın kabul edilebilir değildir.
21 Şubat Dünya ana dil günü münasebetiyle ana dilimiz olan Kürtçenin de bir an önce resmileştirilmesi dileğiyle…
Next