Bugün biraz nostaljik takılalım dedim.

Sene 1995. Askerlik dönüşü iş hayatına atılmış, bir şeyler üretmenin telaşındayım. Batman tarihinde görülmemiş bir karanlıklar dönemi yaşamakta. Bizden önceki kuşağın yaşadıkları bizim kuşağın yaşadıklarının yanında solda sıfır. Belki silahlar o dönemde çok daha fazla patlıyordu ancak kahpece enseden kurşunlananı da duymamıştık.

Geceleri geçtik, gündüzleri de sokağa çıkma yasağı uygulanıyordu. Halkın vekili sokak ortasında faili meçhullerle gidiyordu. Bilerek değil ama bilmeyerek, serseri bir kurşunun hedefi olmamak bir şanstı o dönemde. Sabah çıktığımızda acaba eve dönebilecek miyiz diye sorardık kendi kendimize. Siyasetten, örgütlerden nötür bir yaşam tarzını yaşamaya çalışıyorduk. Çünkü yanlış bir kelime bir hayata mal olabiliyordu.

Uçarı bir yaşam tarzını benimsemiştik. Tamamen toplumdan asilime olmuş işi gücü gırgır ve eğlence olan kişiler birbirimizi bulmuş, Batman’ı saran o kasvetli ortamdan uzaklaşmaya çalışıyorduk. Sorunlara kafa patlatanların kafaları patlatılınca ve büzükte yemiyince ne yaparsın işte.

O sıralar hit olan parçalar mp3’lerde cd’lerde değil de kasetlerde çalıyordu. Yıldız Tilbe’nin Delikanlı şarkısını dinler, Madonna’nın Laisla Bonita şarkısı  ile havalara girerdik. Sırf Kürtçe şarkı dinlediği için dayak yiyen insanlar varken başka da bir şansımız yok gibiydi. Kürtçe gazete dağıtan insanların yuvaları dağılıyordu ve bizde bunun için İngilizce yayınları takibe çalışıyordu artık ne kadar anlayabiliyor, çözebiliyorsak. Birileri çok büyük bedeller öderken bizler ödlek bir yaşam tarzını sürdürüyorduk. İçimizde yangınlar yok değildi ancak yanlışı düzeltecek gücümüz de olmadığından en azından kalbimizin bir köşesinden nefret ederken yaşananlara, beri tarafta her dönemin adamı olanlar bu durumdan nemalanıyorlardı. Kürt Devleti de kurulsa, Şeriat Devleti de inanın bunlara hiçbir şey olmazdı. Sonuçta ne Kürt Devleti kuruldu ve ne de Şeriat ilan edildi ancak bu mahlukatlar şu anda da en güzel yerleri işgal edebiliyorlar. Bu bir tür şans mı, yoksa dejenere olmanın faydası mıdır bilinmez ancak durumları gayet iyi. Olan zavallı biçare karayağız yurtseverlere yada hayatı okuduğu dini kitaplardaki gibi saf ve temiz sanan gençlere olmuştu.

Neyse. Ölen öldü, kalan sağlar ve de yakınları psikolojik tedavilik bir şekilde bu günlere geldi. Şimdi düşünüyorum da sırf puşi bağladığı veya Özgür Gündem gazetesini dağıttığı için yok edilen insanlar o zamandan bu günü görselerdi ne diyeceklerdi? Bir kez yaşayabilecekleri bir hayat boşu boşuna mı ellerinden alınmıştı, yoksa bedel ödenmesi gerekiyordu ve ihale bu garibanlara mı kalmıştı? Peki değer miydi? Haydi değerdi diyelim de peki geri de kalan bebeleri demeyecekler mi niçin bizim babamız?

Rambo ve Terminatör izleyip gaza gelen gençler için Mel Gibson’un Brev Heart (Cesur Yürek) filmi bir yerlere gitmeleri için duygusal bir biletti  o zamanlar. Tatile veya gurbete gitti deniliyordu ancak sonradan duyuluyordu ölüm haberleri ve bizde anlıyorduk ki tatile filan gitmemiş bu gençler. Biz ise o dönemde Tarkan ve Bendeniz dinliyorduk. Fatih Lisesinin bahçesinde basketbol oynayıp, akşama kadar bisiklet ile dolaştıktan sonra da akşamları Gençlik Spor Merkezinde Taekwondo yapıyorduk. Gece döşeğimize uzandığımızda vücudumuzda bir gram enerji bırakmıyorduk. Gündüzleri de düşünmemek için ha bire spor. Olimpiyat şampiyonları ancak bu kadar ter dökebilirdi. Çok yoğunduk çünkü çok korkuyorduk.

Aradan uzun yıllar geçti. Yaşananlar tarih oldu ve bir on beş yıl sonra da efsane olacak. Başbakan Kürt sorununu bir demokratikleşme sorunu olarak algıladığını söyledi. Bülent Arınç ise dağa çıkan gençlerin bazı kamu görevlilerinin sert tutumu yüzünden yaşandığını söyledi. Yahu siz neredeydiniz bir on beş sene önce? Eğer bu söylenenler o zamanlarda söylense, buna karşı tedbir alınsa bunca insan yok olur muydu? Yazık değil mi bunca vatan evladına, anaya, babaya, kardeşe? Ak Parti Hükümeti bir çok yönden eleştirilebilir ancak Kürt sorununa neşter atması bakımından da tebrik edilmesi lazım. Gerçi henüz detaylar belli değil ama umut verici.

Sezen Aksu, Kayahan dinler, Yoncimiğin söylediği şarkı sözlerini ezberlemeye çalışırdık. Kahtalı Miçe dinleyenleri de tiye alırdık.  Bazen  Şivan ve Koma Denge Azadiye’de dinlerdik ama biz bize olduğumuz zamanlar. Ama okurduk bol bol. Belki de hayatımızda hiç okumadığımız kadar da kitap okurduk yada en azından ben okurdum. Ama sırf bilgilenmek için değil, Batman’ı saran o korkutucu ve kasvetli havadan uzaklaşmak için. Çünkü gerçekten korkuyorduk.

Dilerim Rabbim’den bize tekrar o günler gibisini göstermez.