9 Ekim 1998 tarihinde Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkışı ile başlayan ve 15 Şubat 1999 da Kenya’nın başkenti Nairobi de ABD tarafından Türkiye’ye teslimi ile biten bir dönem yaşandı.
PKK ve Abdullah Öcalan tarafından uluslar arası komplo olarak nitelendirilip tanımlanan bu süreçte birçok ülkenin parmağının bulunduğu, uluslar arası istihbarat örgütlerinin örtülü bir dayanışma içerisinde bulunduğu, söz konusu ABD olununca bütün uluslar arası ilkelerin birer teferruattan ibaret olduğu çok net olarak görüldü.
Küresel dengeler ve Türkiye’nin baskısı sonucunda Suriyede barınamayacak duruma gelen Öcalan için iki yol bulunmaktaydı. Ya dağlara yönelip silahlı mücadelenin kadrolarının başına geçecek ya da demokrasi ve siyasete dönüş çabası olarak belirttiği Avrupa’ya yönelip siyasi yolları deneyecekti. Kendisi ikinci yolu tercih etti. Sonuç bildiğimiz gerçeklik oldu. AB Ülkeleri, Yunanistan, İtalya ve diğer ülkeler olsun, Sovyet Rusya olsun Öcalan’a siyasi statü tanımamak için var güçleri ile direndiler. Sonuçta komplolar üzerine komplolar kurulduktan sonra Öcalan önce Kenya’ya ardından da Türkiye’ye servis edildi.
Abdullah Öcalan ile bağlantının kopmasını o dönemdeki Kürt Televizyonu PKK kaynaklarına dayandırdığı haberinde “Başkanımızla diyalogumuz koptu bir haber alamıyoruz” şeklindeydi. Ardandan Başbakan Bülent Ecevit televizyon ekranlarının karşına geçerek Öcalan’ın Türkiye’ye getirildiğini haber verdi.
Bu süreç ile birlikte meydana gelen olaylarda ve gösterilen tepkilerde onlarca insan yaşamını yitirdi. Gerek ülke içinde gerek ise ülke dışında her 15 Şubat yaklaştığında çıkacak olan olayların boyutları tartışılmaya başlandı. 15 Şubat eylemlerinde yaşamlarını yitiren insanların sayısı düşünüldüğünde olayın vahameti ortada duruyor. Bizzat Öcalan yaptığı açıklamalarda kendisi için kendini yakan insanların, gençlerin tavırlarını doğru bulmadığın belirtti. Bu açıklamalardan sonra olayların seyri ve boyuta değişti.
Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye teslim edilmesinin üzerinden tam 14 yıl geçti. İmralı adasında tecrit koşulları altında geçirilen bir süreç oldu bu dönem. Oslo görüşmelerinden sonra bir yol haritası hazırlayarak başbakana sunmuş ancak 17 Temmuzdaki olaylar gerekçe gösterilerek süreç tıkanmıştı. Bu günlerde Abdullah Öcalan ile İmralıda sürdürülmekte olan bir görüşmeler süreci yaşamaktayız. Bu durumu gerek hükümet gerekse devlet adına görüşmeleri yürütün MİT kabul etmektedir. Yani 14 yıllık süreç sonunda gelinen nokta Abdullah Öcalan’ın Kürt sorunu konusunda muhatap olarak kabul edilen kişi olduğu gerçeğidir. Bu muhataplık PKK’yı benimseyen ve benimsemeyen Kürtlerin çoğunluğu tarafından da kabul gören bir muhataplıktır. Bu nedenle de Ülkenin çözüme yaklaştığı nadir dönemlerden birini yaşamaktayız.
Barış sürecinin savaş sürecinden daha zorlu olacağı herkes tarafından kabul gören bir düşüncedir. Yıkımın kolay yapımın zor olduğu bir süreçten bahsediyoruz. Barış süreci mimarlarının ellerinin güçlü, planlarının mantıklı, tavırlarının olgun olması gerekir ki başarılı bir sonuca varabilsinler.
Türkiye’de bütün kesimler inanılmaz bir derecede barıştan yana tavır koymuş durumdadırlar. MHP dışında kalan siyasi partilerin hiçbiri sürece karşı olduklarını belirtmemişlerdir. Zaten bu kadar büyük olan bir sorunun tarafı olan ve bugüne kadar sorunu büyütmekten başka bir işe yaramayan düşüncelerin muhalefetine bakıp da tavır almamak gerektiği bilinmektedir.
Bunca yıldır süreç çatışmalar ve 15 Şubatta sonuçlandırılan Öcalan’ın Türkiye’ye teslimi süreci bize bir kez daha göstermiştir ki sorunun çözümü iç dinamikler ve taraflar arasındaki bir uzlaşma ile gerçekleştirilmek zorunda. Uluslar arası güçlerin bu çatışmalardan rahatsızlık duymadıkları tam aksine bu rahatsızlıklardan beslendikleri görülmeli ve ona göre tavır alınmalıdır. Komplo olarak gerçekleştirilen ve Türkiye’nin belki de iç çatışmalarla bitirilmek istendiği bir süreçten başarılı olarak çıkıldığı belirtilebilir. Bunda herkesin katkısının olduğunu belirtmek gerekir bu katkıdır ki bu gün tarafların muhataplık meselesine çözüm olmuştur.
15 Şubatta ülke birbirine girsin diye düzenlenen komplo gelinen süreçte başarısız olduğuna göre artık bu komployu eleştirme tavrı da farklılık göstermeli diye düşünüyoruz. 15 Şubat kınamaları yüzünden ortaya konacak tepkilerin ölümlerle sonuçlanmaması ve yeni olaylara zemin hazırlanmaması gerektiği taraflarca kabul görmelidir.