Yüz bir bin yüz rakamı bir ve sıfırlardan oluşan gizemli bir rakam değil. Bu sayı son açıklanan verilere göre ülkemizde cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlü miktarının ulaştığı rakam. Bu rakam adaletin tecellisi olarak oluşmuş ise de oluşmamış ise de yüksek bir rakamdır. Her ene kadar dönem dönem çıkarılan kısmi af yasaları ile cezaevlerinde bulunan insanların sayısı azalıyorsa da sonucun korkutucu olduğunu belirtmek gerekmektedir.
Bilindiği gibi yaşadığımız bu hafta insan Hakları haftası bu nedenle ülkemizdeki insan hakları ihlallerinin tartışıldığı bir hafta.
Suç işleyenlerin cezasız kalmaması gerekmektedir. Yasaların belirlemiş olduğu cezalar dışında da uygulamaların olmaması gerekir. Son dönemde basına yansıması ile kamuoyunun dikkatinden kaçmayan cezaevlerindeki yanlış uygulamalar ayukka çıkmış durumda.
Cezaevlerinde bulunan babaların eşlerinin hamileliğinden tutun, güvercinlerle yapılan sevkiyatlara kadar bir dizi hareketlerin yanında, cezaevlerinde ölümcül hastalıklara yakalandıkları halde tedavisi yapılmayan ve Salı verilmeyen bu nedenle hayatını kaybeden hükümlüler de mevcut.
Türkiye cezaevlerindeki ince arama ve tarama mantığı, tutuklu ve hükümlülerin tedavilerinin yapılmaması, değişik uygulamalar sonucunda mahkemeye çıkarılmamaları, mahkemeye çıkarılma sürelerinin uzunluğu, cezaevlerinde ikinci bir cezaya çarptırılmaları gibi uygulamalar da kamuoyunda sık sık tartışılan durumlar. Yüksek güvenirlikli hapishaneler yanında, yarıaçık cezaevlerinin de bulunduğu bir gerçek. Duvarlarla çevrili bu alanda olup bitenleri “Parmaklıklar ardında” dizileri de olmasa kimse fark etmeyecek gibi. M tipi, F tipi, Tek kişilik cezaevi derken neredeyse Alfabe harfleri sayısı kadar tip cezaevi uygulaması yapacağız ama suç önleme konusunda aynı başarıyı! Gösterdiğimizi söylemek güçtür.
Suç işlendikten sonra insanların tutulacak cezaevlerinin projelerini yapmak yerine suç önlemeye yönelik projeler geliştirebilseydik bu ülkede böylesi sıkıntıların aşılması hususunda da başarılı olma ümidimiz olacaktı.
Yüz bir bin yüz sayısı şu anda içerde bulunanların sayısı, şartlı salıverilenler, suç işleyip dışarıda elini kolunu sallayanlar, ülke dışında olanlar bu sayıya dahil değil. Allah muhafaza bunları da derdest edersek yeni inşaatlar yapmamız gerekecek.
Sosyal destek projeleri sadece karın doyurmaya yönelik projeler olarak görüldüğü sürece, düşünceyi suç saymaktan vazgeçmediğimiz sürece, cezaevlerinde cezayı çekmeyi bile adamına göre ayarladığımız sürece, mantığımız yerine duygularımız ile hareket ettiğimiz sürece bu alanlarda başarılı olmamız mümkün görünmüyor.
Yüz bir bin yüz tutsak
Yüz bir bin yüz aile
Yüz bir bin yüz suç
Yüz bir bin yüz sorun
Bütün bunlara karşın bizde “yüzsüzlük” diz boyu.
Eğer iktidarların karnelerini cezaevlerindeki tutsak sayısının oranına göre doldursaydılar, cezaevlerindeki zor koşullar nedeniyle, yapılan haksızlıklar nedeniyle eziyet çeken insanların durumuna göre ayarlasaydılar acaba Adalet Bakanlığımız hiç geçer not alır mıydı?
Mevcut durum gösteriyor ki bu yapı ile cezaevlerinin rehabilitasyonu zordur. Yapılması gereken şey kader mahkûmları, düşünce suçluları, yazarçizer takımı gibi kesimleri ayıkladıktan sonra gerçek suçluların topluma tekrar kazandırılması için projelerin gerçekleştirildiği cezaevleri projeleri ile ortaya çıkmak gerekiyor.
Bakın dünya devletlerine adamlar düşünebilen insanlarını en iyi yerlerde değerlendirirken biz düşünce suçtur diyerek kendi insanımızı cezaevine tıkıyoruz. Sonra da neden aya çıkamadığımızdan bahsediyoruz. Böyle olunca düşünüyorum diyebilen cezaevine giderken, dışarıda kalan düşünenler de korkudan düşünemiyorlar! Memleket bu durumda bu grupların dışında kalanlarla idare ediliyor tabi sonuç da böyle oluyor.
Allah akıl fikir versin diye dua edeceğim ama kabul edilirse duamız akıl fikir sahibi olanlar bunu açıklasalar, yüz bir bin yüz sayısına eklenirler mi işte orayı kestiremiyorum.
Sonuç olarak tekrarlıyorum. Bizim suçluyu tutacak cezaevlerinden ziyade suç işlemeyi önleyecek projelere ihtiyacımız var.
Next