Son günlerdeki gidişat bizleri endişelendiriyor. İnsan Hakları savunucuları olarak gün geçtikçe sırtımızdaki yükün ağırlığını daha da kötü bir şekilde hissetmeye başlıyoruz. Bu ülke ve bu ülkede yaşayan insanlar hiç hak etmedikleri bir eziyetin sonuçlarını yaşıyor. Ortadoğu’nun nefes bahçesinin kutsal Mezopotamyası kanla besleniyor. Koruyan coğrafyası gözyaşları ile sulanıyor, bombardıman yangınları, yürek yakarken acının gözyaşları bu ateşi söndürmeye çabalıyor.

Ekranlarda yine çatışma haberlerini izliyoruz. Daha asit kuyularına atılanların kemiklerine ulaşmamışken yeni ölümlerin kokusunu duymaya başladık.

Oyunun baş aktörleri ise manşetlerden inmiyorlar. Onlar sokakları ateş alanına çeviren çocuklar.

Kimimize göre generaldirler.

Kimimize göre anarşist.

Kimilerinin tanımına göre de onlar birer terörist!

Nasıl tanımlarsanız tanımlayın ama ortada bir gerçek var ki onlar bizim çocuklarımız. Bu toplumun evlatları.

Farkına varmadan onları o hale bizler getirdik. Bu devletin yöneticileri, karar vericileri, ideolojistleri, siyasetçileri, savaşçıları kendi görevlerine iyi yapmadıkları için bu çocuklar bugün bu haldedirler.

Kiminin babasını öldürdük, kiminin abisini…

Kiminin annesini öldürdük kiminin ablasını, kız kardeşini…

Kiminin halasını,kiminin teyzesini,kiminin yengesini…..

Bütün bunları yapanlar masum oldu da şimdi bu çocuklar suçlu.

Yüzleri maskeli yüzleri açık. Ellerinde çatal lastikleri ve bilyeleri. Delik ayakkabıları ile naylon topları. Bir fotoğraf karesinde polislerle askerlerle bilye oynarken diğer karede maç yapıyorlar. Bir saat geçmeden onlara taşlarla saldırıyorlar.

Suç aletleri kirli elleri ve misketleri…

Şimdi bir an için kendimizi onların yerine koyalım.

Bir gün sizin babanızı öldürseler.

Bir gün sizi köyünüzden çıkarsalar.

Bir gün sizin annenizi yerlerde süründürseler.

Bir gün sizi bir ekmeğe muhtaç hale getirseler.

Bir gün sizin kolunuzu kırsalar.

Bir gün bir ekmek için sizi yollarca hapislerde yatırsalar.

Bir gün sizin elinize boya kutusunu tutuştursalar.

Bir gün ailenin reisi artık sensin deseler.

Kendinizi nasıl hissedersiniz?

O çocukların yerlerinde siz olsaydınız yaşama nasıl bakardınız.

Bize sorarsanız onlara yapılacak olan muamele onları hapislerde çürütmek değildir. Belki onlara babalarını. Ağabeylerini, köylerini, mutlulukların geri veremeyebiliriz ancak onlara daha büyük eziyetler de yaşatmak zorunda olmamamız lazım.

Onları taş atıyorlar diye suçluyorsak onların büyükleri olanların atıkları bombaları neden görmezlikten gelelim ki?

Onları çatışma ortamına girdikleri için eleştiriyorsak o zaman büyükleri olarak yılardır neden biz çatışıyoruz?

Onları onların yaratmadıkları bir sonuçtan dolayı hapishanelere tıkıyorsak, o zaman bu sonuçları oluşturanları neden sorgulamıyoruz?

Taşları bağlayıp itleri salarsak haksızlık yapmıyor muyuz?

Kendimizi onların yerine koymuyorsak bir yanılgı yaşamıyor muyuz?

Bu çocukların yerlerinde siz olsaydınız ne yapardınız?