3.269.000. Bu Rakam Devlet İstatistik kurumunun açıkladığı Türkiye’deki işsiz sayısı. Açıklanan başka bir veri ise Türkiye’deki genç nüfusun %23’lük bölümünün işsiz olduğudur. Bu sayılar devletin resmi kurumunun açıkladığı sayılar. Gerçekteki sayıların bundan daha fazla olduğunu gizli işsizlerle iş sahibi olarak göründüğü halde aslında işsiz olanları kapsamıyor.

Dünya genelindeki ekonomik krizden kaynaklanan bir sıkıntının var olduğu ve buna bağlı olarak işsizliğin arttığını açıklamak da mümkün ama bunun gerçeklerle ne kadar bağdaştığını anlamak için başka ülkelerdeki işsizlik oranlarına da bakmak gerekmektedir.

“İşsizlik oranı yüzde 12.3 olan Türkiye’yi geçen iki ülke yüzde 14.4 ile İspanya ve yüzde 23.2 ile Güney Afrika… The Economist’in verilerine göre Haziran 2009 itibariyle Türkiye, işsizlik oranının yüksekliği açısından dünya 5’incisi. İlk sırada yüzde 23,6 ile Güney Afrika, son sırada yüzde 2,4 ile Ukrayna bulunuyor.

Avrupa ortalaması yüzde 9,4.

 En geniş alternatif tanımlı işsiz sayısı 5 milyon 735 bin kişi oldu. Genç işsizlik oranı yüzde 18’den 5,7 puan artarak yüzde 23,7’ye çıktı. Kentlerde bu oran yüzde 20,8’den 7,3 puan artışla yüzde 28,1’e yükseldi

Buna karşılık Türkiye’deki işsizlik hem gelişmiş ülkelerdeki hem de kendi rakipleri olan gelişmekte olan ülkelerdeki oranların çok üzerinde.

Türkiye’nin aynı kategoride değerlendirildiği Polonya’da işsizlik yüzde 9.2 iken, bu oran Slovakya’da yüzde 8.4, Macaristan’da yüzde 8, Rusya’da yüzde 7.7, Slovenya’da ise yüzde 6.7 oranında bulunuyor.”

Bu istatistikî verilerden sonra gelelim asıl meseleye. Geniş tanımlanması ile resmi rakamlara göre yaklaşık 6 milyon işsizi bulunan ve genç nüfusun işsizlik oranının yaklaşık % 30’larda bulunduğu bir ülkede ciddi sıkıntıların olduğunu belirtmek gerekmektedir. İşsizlik oranı sadece eğitim düzeyi düşük olan gruplarda değil eğitim durumu yüksek olan gruplarda da dünyada birincilikleri kimseye kaptırmamakta kararlıyız. Bu durumu değerlendirirken, “Avrupa’da da yüzde onluk bir işsizlik oranı söz konusudur” deyip işin içinden sıyrılmak ne yazık ki mümkün değil.

Bu sorunun üstesinden gelmenin yolu kaynaklarımızın çok iyi şekilde kullanılmasıdır. Kaynakların iyi kullanılması meselesi de yatırım harcamalarının artırılmasıdır.

Yatırım demek kaldırım yapmak demek değil elbet. İstanbul Büyükşehir Belediyesi 4,5 yılda 11 trilyona yakın ulaşım harcamalarına para yatırmıştı. Son sel felaketinde çarpık ve düzensiz kentleşme nedeniyle yapılan yatırımların pek de çözümleyici olmadığı anlaşıldı.

Şimdilerde gündemde patriot füzelerinin alınması için 7,8 milyar dolarlık bir harcamanın yapılması söz konusu. Gerekçesi ne olursa olsun bu kadar işsizin bulunduğu bir ülkede böylesi bir alana bunca parayı yatırmak kaynakların doğru kullanılmadığının temel göstergesi olacaktır.

Geçen gün meydana gelen çatışmalarda hayatını kaybeden uzman onbaşı daha birinci ayını tamamlarken hayatını kaybetti. Televizyon ekranlarına yansıyan ailenin dramı içler acısı değilmiydi? Çatışmalara giden paralar yatırıma dönüşebilseydi belki bu insanlar ölmeyeceklerdi. Kendi memleketlerinde kendi tanıdıkları insanlar içinde huzurlu bir yaşam sürdüreceklerdi. Bunun gibi binlerce örnek olduğunu söylemek yanlış olmasa gerek.

Bu yüksek işsizlik oranı toplumun temel değer yargıları için büyük bir risk anlamı taşımaktadır.Beraberinde yozlaşmayı, ahlaki çöküntüyü, aile yapısının bozulmasını getirmeye müsait bir ortam yaratmaktadır.Yöneticilerin ve yatırım yapma şansına sahip insanlarımızın istihdama yönelik yatırım yapması bu nedenle çok önem arz etmektedir.Hükümetin de bu konuda gerekli kararlılığı göstermesi zorunludur.Görüldüğü gibi yoktur demekle sorunlar yok olmuyor.İşsizlik vardır ve altı milyona yakın insanımız işsizdir.Devlet resmen yarısını açıklasa bile…