Kürsülerden yapılan her açıklamada mangalda kül bırakmayan politikacılarımız bu ara sus pus pozisyonuna geçtiler. Yanı başlarında bir insanlık dramı yaşanıyor, bir soykırım gerçekleşiyor ama hükümetten “Tık” yok. Başbakan bu insanlık dramından kaçanları ziyaret edeceğine İstanbul’a gidip Mahmut efendinin dizlerinin önünde oturmayı tercih ediyor.
Hatırlayalım. Her nefeste, her konuşmada, her kükremede Kerkük söz konusu olduğunda, Iraktaki Türkmenler söz konusu olduğunda hami kesilen politikacılarımız ne diyordu. Biz buralarda olup bitenlere seyirci kalmayız deniliyordu değil mi? Bırakalım bu sözleri Kerkük Türkmen şehridir iddiasına kadar gayret sarf etmişlerdi. Kerkük’ün bir Türkmen kenti olmadığı da, Türkmenleri koruma adına atılan naraların boş olduğu da son dönemde ortaya çıkan IŞİD saldırıları ile netlik kazanmış oldu. Çünkü Irak Kürdastanında bulunan Türkmenleri Türkiye değil PKK koruyor. Onları için Türkiye değil PKK’ ye bağı HPG gerillaları ve YPG güçleri omuz omuza çarpışıyor. Hem de Türkiye’nin katliam yapan IŞİD çetelerine terörist bile diyemediği bir zamanda ve bu çetelere karşı.
Karşılaşmışsınızdır bir yetkili diyor ki IŞİD’in elinde konsolosluk yetkililerimiz var. Onların hayatını tehlikeye atacak adımları karşıyız diyordu. Peki, bu yetkilileri IŞİD’in kucağına iten oyunun kurcuları kim? Uyarı yapıldığı halde çekilme izni istendiği halde bu insanların konsolosluktan ayrılmalarına müsaade etmeyen veya size dokunmayacaklar diyenler kimler?
Türkiye son dönemde çevremizdeki ateş çemberinde yanlış politika izleyen ülke oldu. Hiç kimse kusura bakmasın. Kardeşlik deyip duranlar Kürtler katliamdan geçirilirken sünni çetelerin yanında durmayı meziyet sayan bir pozisyona girmişlerdir. Sadece Kürtler değil Türkmenler başta olmak üzere bu coğrafyanın zenginliklerini ifade eden halklar katledilirken Türkiye seyirci pozisyonuna geçmiş ve IŞİD çetelerinin bu insanları yok etmesini beklemiştir. Türkiye Mahmurda bulunan kendi yurttaşlarını bile korumaktan imtina etmiştir. Bu kampta bulunan insanlar her ne kadar göç etmiş olsalar bile, her ne kadar Kürt olsalar bile Türkiye vatandaşlarıydılar ve bu ülkenin yönetimi kendi vatandaşlarına sahip çıkmamıştır. Başbakan yardımcısı Beşir Atalay Mahmurdan dönecek olanlara kapımız açıktır açıklaması yaptı. Mesele kapının açık olup olmadığı değil mesele oraya gidip o insanlara sahip çıkıp çıkılmadığı meselesidir. Mesele bu konuda açıklama bile yapılmamasıdır. Mesele zulüm karşısında sessiz kalma meselesidir.
Amerikan uçakları Kürdistan’da katliam ve soykırım yapan sözüm ona İslamcı çetelere karşı mazlum halklara yardım ederken, ta Basra körfezinden kaldırdığı uçakları ile Musul’da çetelere teslim edilen silahlara yönelik bombardıman yaparken Türkiye nerede? Kürt Türk kardeşliğini bu koşullar ortadayken kimler nasıl savunacak? Savunulursa bile ne kadar inandırıcı olacak? Sanırım bu soruların cevabını verecek olan Türk dışişleri yetkilileri ve hükümet epey terleyecektir.
Lafı eveleyip gevelemenin manası yok. Beklentimiz Türkiyenin ilk andan itibaren gereken sahiplenme tavrını göstermesiydi. Kürt ve Türklerin daha doğrusu Türkiye’deki halkların kardeşliği iddia ediliyorsa bu kardeşliğin gereği olarak hamiliği üstlenmesi ve gerekiyorsa ki gerekiyordu oraya askeri güç göndermesiydi. Bu uluslar arası kamuoyu tarafından tepki çekerdi deniliyorsa bunun doğru olmadığı açık. Tırlarla Suriye’ye silah gönderenler soykırım uygulanan bölgeye neden silah göndermesin? Kendi soydaşları katledilirken neden yardım etmesin? Diplomatik yetkilileri esir alınırken, ülke toprağı sayılan konsolosluktaki bayrak indirilirken yani ülke toprağı işgal edilirken neden sessiz kalınsın?
Bütün bu olup bitenlere karşı kafasını bacaklarının arasına sıkıştırıp devekuşu politikası uygulayan bir Türkiyenin bu coğrafyada liderlik yapması biraz zor duruma düşüyor sanırız. İran Bağdat’a doğru yürüyen IŞİD çetelerine karşı ordusundaki seçme askerlerini anında Maliki güçlerine yardım etmek amacı ile göndermedi mi? Onlar yapabiliyorsa biz neden yapamıyoruz? Şimdi neden yanlış yapıldığı anlaşılıyor mu?
Türkiye başbakanından ve de cumhurbaşkanından beklenen şeyhin dizlerinin dibinde oturup dua beklemek değil soykırıma uğrayan insanlara yardım etmektir. Türkiye artık nereye koşacağına karar vermek durumunda. Suudi Arabistan, Katar çizgisindeki bir Sünni İslam yapılanmasına mı yoksa çağdaş normlara göre hatırı sayılır bir dünya devletine doğru mu? Kendisine güven duyulan ve istikrar unsuru bir ülkeye doğru mu yoksa dengeler üzerinde yanlış oynayarak zor duruma düşen bir ülkeye doğru mu koşacak?
Next