600 yıl boyunca hükümranlık sürmüş olan bir devletin kullandığı dilin onun devamını sürdüren yurttaşları tarafından bilinmemesi son derece tuhaf bir durum olsa gerek. Ancak Türkiye cumhuriyeti yurttaşları olarak bizler bu dili bilmeden de yaşamımızı sürdürebilme gayreti göstermiş bulunmaktayız. Osmanlıca bilmemek her ne kadar geçmişteki belgelere ulaşma konusunda bir sıkıntı yaratmış olsa da Latin alfabesini kullanmak da bize medeni ülkelerin seviyesine ulaşmada yardımcı olmuştur.
Son günlerde bu konu tekrar gündeme geldi. Okullarda Osmanlıca dersinin verilmesi gerektiği belirtildi ve başta cumhurbaşkanı ve başbakan olmak üzere iktidarın yürütücüleri rest çekmek suretiyle bu girişimin arkasında durdular. Başbakan Osmanlıcaya karşı bir alerjiden söz ederken sayın cumhurbaşkanı Osmanlıca öğrenilecek diyerek net olarak tavrını ortaya koydu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 5. Din Şurası'nda yaptığı konuşmada ''İlimde çok büyük güçlere sahip olan bir milletin bu ilmi kaybetmesi felakettir. Bunun öğrenilmesini istemeyenler var. İsteseler de istemeseler de bu ülkede Osmanlıca da öğrenilecek ve öğretilecek. Bu dinin bir sahibi var. Sahibi bu dini dünya var oldukça muhafaza edecektir'' dedi.
İşte tam da bu noktada durmak gerekiyor. Osmanlıca öğrenme ile “bu dinin bir sahibi var” cümlesi arasındaki bağlantıyı iyi irdelemek gerekiyor. Evet, bu dinin bir sahibi var ve o sahip de sayın cumhurbaşkanı değil. Osmanlıcanın ders olarak okutulması ve öğrenilmesi meselesi ise ayrı bir konu. Lakin öyle görünüyor ki iktidarın yapmaya çalıştığı, anlamaya çalıştığı, geri getirmeye çalıştığı konu çooook farklı.
Şimdi bazı konulara değinmek gerekiyor. Çünkü konuyu anlamanın ve anlatmanın başka yolu kalmadı. İktidar tek parti dönemi ve cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki uygulamaları bahane ederek “camilerin ahır haline getirildiği” tezini işleyerek bir intikam peşinde olduğu havasını yaratıyor. Yani o dönemden öç alma meselesi olarak konuyu işlemeye çalışıyor. O dönemdeki politikaları yürütenlerin hayatta kalmadığını belirtmek gerekiyor. Ancak o dönemde yaşayanların kurdukları ve sürdürdükleri kurumlar ve ilkeler var ki onlar sürüyor.
Mesela; hilafetin kaldırılması gibi,
Cumhuriyetinin kurulması gibi,
Laiklik gibi,
Harf devrimi gibi,
Tedrisatın birleştirilmesi gibi,
İlim ve irfana öncelik verilmesi gibi,
Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi gibi,
Saltanatın kaldırılması gibi
Karma eğitim gibi….
Bütün bunları yan yana getirdiğimizde iktidarın sadece Osmanlıca öğretilecek ve öğrenilecek yaklaşımı ile ortaya çakmadığını pek yakında Osmanlıca öğrenildiğine göre Osmanlı da kurulacak derse şaşmamak gerekiyor. Bunu nereden çıkardığımıza gelince; sayın cumhurbaşkanımız “İslam dünyasında bir söylem birliği yok, beklenen, aranan o dayanışma yok. Türkiye burada öncü bir rol oynayabilir” demektedir. Peki, Türkiye ne zaman islam ülkelerinin öncü rolünü üstlenmişti? Elbette hilafetin de Osmanlı soyuna geçmesinden sonra. Peki, bu öncülük yeniden hangi rol ile üstlenilebilinir?
Osmanlıca öğrenilmesinde hiçbir sıkıntı yok. Ancak Osmanlıca öğrenilecek diyenlerin diğer anadalillerin öğrenilmesi konusunda da aynı hassasiyeti göstermeleri gerekiyor. Osmanlı tarafından kullanılan terimlerin kullanılmasından da çekinmemesi gerekir değil mi? Madem din siyasetin emrinde olamaz diyorsunuz o zaman bir zahmet siyasetçiler olarak elinizi dinin üzerinden çeker misiniz!
Son günlerde bu konu tekrar gündeme geldi. Okullarda Osmanlıca dersinin verilmesi gerektiği belirtildi ve başta cumhurbaşkanı ve başbakan olmak üzere iktidarın yürütücüleri rest çekmek suretiyle bu girişimin arkasında durdular. Başbakan Osmanlıcaya karşı bir alerjiden söz ederken sayın cumhurbaşkanı Osmanlıca öğrenilecek diyerek net olarak tavrını ortaya koydu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 5. Din Şurası'nda yaptığı konuşmada ''İlimde çok büyük güçlere sahip olan bir milletin bu ilmi kaybetmesi felakettir. Bunun öğrenilmesini istemeyenler var. İsteseler de istemeseler de bu ülkede Osmanlıca da öğrenilecek ve öğretilecek. Bu dinin bir sahibi var. Sahibi bu dini dünya var oldukça muhafaza edecektir'' dedi.
İşte tam da bu noktada durmak gerekiyor. Osmanlıca öğrenme ile “bu dinin bir sahibi var” cümlesi arasındaki bağlantıyı iyi irdelemek gerekiyor. Evet, bu dinin bir sahibi var ve o sahip de sayın cumhurbaşkanı değil. Osmanlıcanın ders olarak okutulması ve öğrenilmesi meselesi ise ayrı bir konu. Lakin öyle görünüyor ki iktidarın yapmaya çalıştığı, anlamaya çalıştığı, geri getirmeye çalıştığı konu çooook farklı.
Şimdi bazı konulara değinmek gerekiyor. Çünkü konuyu anlamanın ve anlatmanın başka yolu kalmadı. İktidar tek parti dönemi ve cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki uygulamaları bahane ederek “camilerin ahır haline getirildiği” tezini işleyerek bir intikam peşinde olduğu havasını yaratıyor. Yani o dönemden öç alma meselesi olarak konuyu işlemeye çalışıyor. O dönemdeki politikaları yürütenlerin hayatta kalmadığını belirtmek gerekiyor. Ancak o dönemde yaşayanların kurdukları ve sürdürdükleri kurumlar ve ilkeler var ki onlar sürüyor.
Mesela; hilafetin kaldırılması gibi,
Cumhuriyetinin kurulması gibi,
Laiklik gibi,
Harf devrimi gibi,
Tedrisatın birleştirilmesi gibi,
İlim ve irfana öncelik verilmesi gibi,
Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi gibi,
Saltanatın kaldırılması gibi
Karma eğitim gibi….
Bütün bunları yan yana getirdiğimizde iktidarın sadece Osmanlıca öğretilecek ve öğrenilecek yaklaşımı ile ortaya çakmadığını pek yakında Osmanlıca öğrenildiğine göre Osmanlı da kurulacak derse şaşmamak gerekiyor. Bunu nereden çıkardığımıza gelince; sayın cumhurbaşkanımız “İslam dünyasında bir söylem birliği yok, beklenen, aranan o dayanışma yok. Türkiye burada öncü bir rol oynayabilir” demektedir. Peki, Türkiye ne zaman islam ülkelerinin öncü rolünü üstlenmişti? Elbette hilafetin de Osmanlı soyuna geçmesinden sonra. Peki, bu öncülük yeniden hangi rol ile üstlenilebilinir?
Osmanlıca öğrenilmesinde hiçbir sıkıntı yok. Ancak Osmanlıca öğrenilecek diyenlerin diğer anadalillerin öğrenilmesi konusunda da aynı hassasiyeti göstermeleri gerekiyor. Osmanlı tarafından kullanılan terimlerin kullanılmasından da çekinmemesi gerekir değil mi? Madem din siyasetin emrinde olamaz diyorsunuz o zaman bir zahmet siyasetçiler olarak elinizi dinin üzerinden çeker misiniz!
Next