Bu ara barış dediğimizde, barışta ısrar ettiğimizde ne kadar haklı olduğumuz tüm çıplaklığı ile ortaya çıkıyor. Nedeni açık. Barışın zıttı olan savaşta ısrar üzerimize ölüm yağdırarak geliyor çünkü.
Ellerinde silah tutanların silahlarını kullanmaları doğru olmasa bile ellerindeki silahları almadan, aldırtmadan onlara silahlarını kullanmamalarını telkin etmek çoğu zaman işe yaramaz.
Ancak uygulanacak sağlıklı politikalar ile o silahların susmasını sağlamanın pek ala mümkün olduğunu gösteren bir dizi örnek bulunduğunu da belirtmek gerekir. Ellerinde silah bulunduranları ikna etmenin yolunu onların ellerine o silahları verenleri ikna etmekten geçtiğini bildiğiniz zaman, asıl uğraşılması gereken alanı da belirlemiş olursunuz.
Biz barışın dilinde ısrarcı olmaya çabalarken bir şekilde kaos ortamından beklentisi olanların savaş dilindeki ısrarını anlamak pek güç olmuyor artık. Ancak çok iyi bilinmektedir ki savaş dilindeki ısrar sonuçta ölümün dilini ortaya çıkarıyor.
Sorunların çözümünde uygulanan metot çözümsüzlük mantığında direniş olduğu sürece, ölümün dili ile karşılaşmamız kaderimiz gibi önümüze çıkacaktır. Oysa silahlardan çıkan mermilerle bunca insanın ölmesini kaderlerinin gereği olarak göremeyiz.
Görmemiz gereken sorunların çözümsüzlüğündeki ısrar ve barış konusundaki beceriksizliğimiz olmalı.
Sabah haberleri izlediğinizde veya okuduğunuzda duyarlı olduğunuz konuları ön plana çıkaran gazete ve Tv kanallarına öncelik verirsiniz. Âlinizdeki Tv kanalı kavgalarının çoğunluğu haber ve dizi tercihindeki savaştan kaynaklanıyor. Siz ailenizin geleceğini düşünürken diğer bireylerin günü birlik düşünmelerine katlanamaz olursunuz. İsyanınız ondandır.
Bu köşelerde defalarca ülkeyi idare edenlerden, Kürtlerin temsiliyetini sağlayanlardan ricada bulunduk, yazılar yazdık, hatırlatmalarda bulunduk. Aman savaşın diliyle konuşmayın diye. Aman Çözümün dilinde ısrarcı olun diye. Ama nafile ne sisimizi duyan oldu ne dediklerimizde ısrarcı olan.
Peki, bizi dinlemediler de ne oldu?
Açık, önce savaşın dilini konuşmaya başladılar ardında da ölümün dili devreye girdi.
Şimdi günlük ve aylık bilânçolarını kamuoyuyla paylaşmakla meşguller. Yüksek başarılarını anlatıyorlar!
Kim kimden ne kadar insan öldürmüş, kim kime ne kadar bomba atmış, kim kime ne kadar zarar vermişin karşılaştırmasını yapıyorlar. Benim babam senin babanı döver mantığı?
Oysa biz kimsenin ölmesini istemiyoruz. Biz ölümün dilini istemiyoruz. Evet, varlığımız bize ait ve biz varlığımızı ölüme armağan etmek istemiyoruz. Gençlik geleceğimiz ise eğer gençliğin kör kurşunlara hedef olmasını istemiyoruz. Dağlarda gençler bulunsun, dağlarda gençler ölsün istemiyoruz. Askerin, polisin, korucunun ölmesini de istemiyoruz. Kimse kimseyi öldürmesin istiyoruz ölümün dilini değil yaşamın dilini konuşmak istiyoruz.
Evet, çok şey istediğimizin farkındayız ama istiyoruz işte.
Ölümü istemediğimiz için yadırganmayı da, gözden düşmeyi de göze alıyoruz. Dışlanmayı da ortadan kaybolmayı da düşünebiliriz ancak ölümü düşünmeyi ölümün dilini konuşmayı düşünmüyoruz.
Medyadaki yazarlara, politikadaki siyasetçilere bakarken şok oluyoruz. Varlıklarını silahların sırtına dayayanları izlerken ölenlerin emeklerine acıyoruz.
İktidar vurmaktan. Ana muhalefet cephelere koşmaktan kendini alamıyor. Kürt silahlı güçleri karakol basmaktan, araç taramaktan geri durmuyor. Havada karada barut kokusu var. Peki, bu durumda barış nasıl gelecek. Hiç kimse silahlarını susturmakta bir adım geri atmazsa barış nasıl gelecek. Biraz daha insanlar ölsün deyince sorun çözümlenecek mi? Birilerinin hoşuna gidiyor diye daha ne kadar zaman insanlarımızın bir birilerini vurmalarına rıza göstereceğiz. Ölümün diline artık ne zaman dur diyeceğiz?
Son bir aylık dönem içerisinde yüzlerce insanımız hayatını kaybetti.
Neden?
Kimin hangi işine yaradı bunca ölüm. Hangi bombanın bilmem ne kadar şiddeti giden canları geri getirecek.
Sözcüklerinin gücünün silahların gücünden daha büyük olduğunu yöneticiler bir gün mutlaka anlayacaklarıdır. Bir sözcüğün bunca ölümü durdurabileceğini hepimiz çok iyi bilmekteyiz değil mi?
Peki, neden bu sözcüğün kullanılmasından bu kadar korkuluyor. Neden bunca can pahasına bu sözcük kullandırılmıyor?
Neden ölümün dilinde ısrar ediliyor lütfen birileri bize de açıklasın.