Bölgemizden yine acı haber geldi. Yine bir köyümüzden feryatlar yükseldi. Yine ele alınan bir silah ve öldürülen yedi insanın acı tablosu ile karşı karşıyıyız.
Bir değil
 İki değil
 Üç değil
 Tamı tamına yedi insan.
Sadece bu kadar da değil öldürülen bu insanlarımızın çoğu kadın ve çocuk.
Peki neden?
Bu olayın ilk olmadığını biliyoruz. Daha evvel de köylerde meydana gelen kavgalarda onlarca insanın öldürüldüğü haberlerini okuduk. İçimiz kan ağladı. Bu ve benzer sorunların yaşanmaması için bir girişim bile başlattık. Ancak olaylar soğumaya başlayınca herkes kendi köşesine oturuyor. Yeni bir olay olunca da tepkiler artmaya başlıyor.
Bismil’deki, Mardin’deki olaylar daha yeni olaylar. Şimdi de Kozluk Örensu (Suphiyê) köyünde benzer bir vahşet ile karşı karşıyayız.
Bu durumları artık cinnet geçirmek bahaneleri ile geçiştiremeyiz. Yapılması gereken meselelerin üzerinde çok hassas ve ciddiyetle durmaktır. Kırsal alanlardaki sorunları kulak ardı etmemektir. Olaylar vuku bulup ortalık kan gölüne döndükten sonra yapılan açıklamaların da söylenen sözlerin de bir anlamı kalmıyor. Çünkü ne gidenler geri döndürülebiliniyor ne de olaya karışanların yaşamları düzeltilebiliniyor.
ŞİDDET
Olayların gerçekleştiği yerlere bakıldığında genelde kırsal bölgelerimiz. Yani köylerimiz. Buralarda yaşanan olaylarda gerek müdahale imkânının olmaması gerekse gözlerden uzak olması nedeniyle acil olarak olay yerine ulaşmak mümkün olmuyor. Ulaşıldığında da iş işten geçmiş oluyor. Yapılan artık sonuçların tespitinden ibaret oluyor. Oysa bu durumların daha detaylı takip edilmesi gerekiyor. Sorunlu olan bölgelerin daha dikkatli izlenmesi ve sorunların ortadan kaldırılması için örfi ve hukuki ne gerekiyorsa bu şiddet olayları yaşanmadan gerçekleşmesi gerekiyor.
Adalet köyde geç işleyince, Kolluk olup bitenden uzak kalınca, memleketin ileri gelenleri olup biteni önemsemeyince karşı karşıya kaldığımız tablo işte böyle oluyor.
Bu sorunun aynı zamanda bir eğitim meselesi olduğunu belirtmek gerekiyor. İnsanların sorunlarını birbirlerini öldürmeden de çözebileceklerine ve çözüm yolu olarak şiddet dışındaki yolları denemeleri gerektiğine ikna edilmesi gerekiyor. Kırsal kesimde nüfuz sahibi olan insanların duydukları sorunlar karşısında ötelemeye gitmeden çözüm üretmeleri gerekiyor ki böylesi olaylara neden olunmasın ve bu acılar yaşanmasın.
 
ÖLÇÜ YOK AHLAK YOK
Son dönemlerde ortaya çıkan öldürme olaylarının başka bir özelliği de sınır tanımamazlığıdır. Hedef seçilerek yapılan bir saldırıdan çok önlerine o an kim gelirse kadın, yaşlı, çocuk, yabancı denmeden herkesin hedef alınmasıdır. Oysa bu toplumun gelenek ve görenekleri var. Bu toplumda herkes kadına ve çocuğa gerekçesi ne olursa olsun saldırı yapılmaması gerektiğin çok iyi biliyor. Hele hele savunmasız durumdaki kadın ve çocukları öldürmenin maruz görülecek hiçbir yönünün olmadığı ve olamayacağını herkes biliyor. Bu acizliğin, kişiliksizliğin, ölçüsüzlüğün, ahlaksızlığın ta kendisi olarak algılanır.
Bu tür yaklaşımların hiçbir şekilde tasvip edilmediği bilinmesine rağmen toplumsal duyarlılığın bu tür olaylara karşı artık daha güçlü bir tepki göstermesi gerektiği de açıktır. Bu toplu katliamlara dur demek için toplumsal vicdanı harekete geçirmemiz gerekiyor. Her köy olayında onlarca vatandaşımızı kaybetmemiz geleneksel bir duruma dönüştü. Toplum göstereceği refleksle bu durumdan kurtulmayı denemelidir.
Cinayet kültürünü, öldürme kültürünü, Yok etme kültürünü bu toplamdan uzaklaştırmak için daha çok çaba göstermek durumundayız. Daha çok duyarlılık yaratmak durumundayız. Yoksa benzer acıları yaşamaya devam edeceğiz.