Uzun zamandır doğaya, topluma, kalkınmaya, tarihe olan duyarlılığımız can havli nedeniyle ikinci planda kalmıştı. Öyle ya insanlar ölürken, ölüm korkusu etrafta cirit atarken elbette öncelik sırası değişecekti. Önce insan ölümleri durmalı ki hayatın diğer alanlarına bakabilelim.
Ölümlerle, kayıplarla, faili meçhul cinayetlerle, siyasi operasyonlarla, tutuklamalarla, cezaevi sorunları ile uğraşmaktan doğaldır ki diğer konulara eğilmeye vakit kalmıyordu.
İşi gücü bırakmış yanan ateşin sönmesi için kendimizi riske etme pahasına uğraşmaya çabalıyorduk. Ancak sonunda bir bekleme dönemi olarak yorumlansa da nefes almaya başladık. Çözüm sürece kapsamında bu yaz silahlar nispetten susunca doğal olarak bunca zamandır yapılmayan/yapılamayan işlerle uğraşmaya yöneldik.
Yöneldik yönelmesine ama ne çok eksik konu olduğunun da bizzat tanığı olduk. Bazen eleştiriler yapılırdı. “Kürt meselesi ortadan kalkarsa ne yazacaksınız” diye. Bu aslında neden bu soruna bu kadar eğiliyorsunuzun farklı bir eleştirisiydi ama biz hep yazacak bir şeyler buluruz der geçiştirirdik. Silahlar susunca aslında yazılacak çok konunun olduğunu ve bunlara vakit ayıramadığımızı da daha net görmeye başladık.
Açıkçasını söyleyelim memleket yangın alanına dönmüşken, vatandaş can havliyle kendini kurtarmaya çabalarken birileri sessiz sedasız yangından mal kaçırmış. Meydanı boş bulan bu kesimler al gülüm ver gülüm edası ile istediğini almış istediğini satmış. Kendilerine göre de bir düzen oturtmuşlar. En güzel lokma onların, en güzel yerler onların, en güzel sözler onların, varsa yoksa onlar. Öyle ya memleket de onların, devlet de onların nasıl olsa bu işlerle uğraşan kimse kalmamış.
Şimdi biz memleketin sosyal alanlarına bakmaya başladıkça bu kesimlerin rahatsızlıkları da artmaya başlayacak. Şimdiden önerimiz yapıp ettikleri ne varsa yasalara uygun hale getirmeleridir.
Bu memleket uzun zamandır ayırımcılığa tabi tutulmuş. Bu tabi tutmanın şimdiki sorunlarla alakası yok. Eskiden beri böyle bir ayırımcılık yapılmış. Eksiler bu duruma ;”Neden batının yolları kir u katrandır bizim yolumuz tozu dumandır” şeklinde tepki veriyordu. Şimdiki tepki biraz daha farklı.
Şimdilerde eskiden açık açık yapılan haksızlık ekonomik imkânlar çerçevesinde düzeltilmeye çalışılıyor. Memlekete yatırım yapılması için çaba gösterilmeye çalışılıyor. Bunu elbette olumlu göreceğiz. Ancak bu durumda bir hatırlatma yapmayı da unutmayarak. Barış ve çözüm süreci yasal düzenlemelerle acilen desteklenmeli ve yatırım meselesi aba altında sopa gösterme anlayışına dönüştürülmemelidir.
Bölgemiz uzun süre ekonomik anlamda geri kalmış bunu kabul ediyoruz. Yatırım olanaklarının geliştirilmesi iyi değerlendirilmemiş, kaynakların tespiti ve kullanıma sunulması gerçekleştirilmemiş bunu da kabul ediyoruz. Verilmeye çalışılan teşvik primleri kötüye kullanılmış ve yatırıma dönüştürülmemiştir bunu da kabul ediyoruz. Ancak bunun neye dayandığını da biliyoruz. Yapılan teşvikler eğer dağıtılırken düzgün ve sağlam kriterlere dayandırılsaydı böyle olmazdı. Üstelik geçen dönemlerde bölge bu teşviklerle kalkınacağına batsın diyen anlayışların Ankara’da yatırımları engellediğini de biliyoruz. Bu nedenle eldeki olanakların en iyi şekilde değerlendirilmesi için çaba göstermek gerekiyor.
Geçen gün Tarım ve Maliye Bakanlarımızın katılımı ile Batmanda bir temel atma töreni gerçekleştirildi. 27 dönümlü alan üzerinde Meyve, üzüm suyu ile salça tesisi yapılacak. 17 milyon liraya mal olması beklenen tesisin tamamlanması ile önemli bir yatırım gerçekleştirilmiş olacak. Bu sayede işsizlik azalmış olacak ve yapılacak ihracat ve satışla Batmanın ticareti de gelişecek. Bu yatırım aynı zamanda benzer yatırımların yapılmasının da önünü açacak bu elbette sevindirici bir gelişmedir.
Yerli sermayenin kente dönüş yapması anlamında da önemli gördüğümüz bir adımdır. Aynı anlayışı Batmanlı diğer sermaye sahiplerinden de beklediğimizi de belirtelim. Denilebilir ki rahat bırakılsak daha iyi yatırımlar yaparız ama bu geçerli sebep değil batıda bu konu ile ilgili gelişmelerin doğuda nispeten daha az olduğunu da söylesek çok da yanılmış olmayız.
Sonuç olarak belirtmeliyiz ki bugünü kadar değinmediğimiz birçok konu bulunmaktadır. Bu konulara zaman zaman değindikçe farklı seslerin çıkması da ihtimal dışı değil ancak madem çözüm sürecine girdik o zaman topyekûn toplum olarak herkes eteğindeki taşları dökmeli ve içine bakmalı ayıklanması gereken ne varsa ayıklamalıdır. Etrafımıza bakınca yazmadığımız dokunmadığımız ne çok konunun olduğunu da fark ediyoruz. Dileriz herkes fark eder ve kaynakların en iyi şekilde kullanımı için birbirine yardımcı olur.