Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü sitesinde ki verilere göre 2008 yılı için Kişi Başına düşen gayri safi Milli Hâsıla miktarı 10 dolar civarında.(10.913)

Bu rakamı biraz düşündükten sonra Devlet İstatistik Enstitüsünün son hesaplamalarının bir ürünü olarak algılamaya çalıştık ama bu fikir bizi tatmin etmedi. Hesaplama yöntemi ne kadar değişmişse bile yayımlandığına göre bu rakamda uzlaşmak gerekiyor diye düşündük.

Batmandaki kişi başına düşen gayrisafi milli hâsıla oranı ise 1500 doların altında. Bu durum sadece Batmanla ilgili değil Türkiye’de birçok ilin kişi başına düşen milli gelir ortalaması 1500 doların altındadır. Bunun somut göstergesi yapılan teşvik yatırımlarında belirlene illerin sayısında da görülebilir.

Bu durum iki önemli tehlikeyi beraberinde getirmektedir.

Birincisi sosyal sınıflar arasında ciddi gelir dağlımı farkı mevcuttur.

İkincisi bu kadar yüksek gelir dağlımı farklılığı sosyal patlamalar için korkunç bir altyapı oluşturur.

Şimdi bu söylediklerimizi açıklamaya çalışalım. Gayri safi milli hâsılanın kişi başına 10 bin dolar olması demek aylık olarak her vatandaşımızın aylık milli gelir payının ortalama 833 dolar civarında olduğunu gösterir. Yani kişi başına bin TL’nin üzerinde gelir demek. Ancak çok iyi bilmekteyiz ki bırakalım kişi başına çok sayıda aileyi bile bu pay düşmemektedir. Asgari ücretle bir iş söz konusu olduğunda binlerce kişiden oluşan kuyrukların oluşması, sınavların stadyumlarda yapılması bunun göstergeleri olarak sayılabilir.

Özel müteşebbisin olduğu ortamlarda gelir farklılıklarının olması doğaldır. Bütün insanların aynı girişkenliğe ve yeteneğe sahip olmadıkları da bir gerçek. Dolayısıyla gelir farklılıklarının olması doğal buna karşı gelir farklılıklarının bu kadar büyük olması doğal olarak algılanamaz. Birilerinin yüz bin dolarlarla Milli gelirden pay alırken diğerlerinin az kalması sosyal devlet ilkeleri ve fırsat eşitliği ile çakışır. Eğitimde, Sağlıkta, Yaşam koşullarında haksız durumların ortaya çıkmasına neden olur. Vatandaşın çoğunun binecek eşek bulamadıkları bur ortamda birilerinin Ferrari kullanması gibi bir durum ile karşı karşıyayız. Bu durum, Sosyal çelişkilerin büyümesine ve patlama seviyesine gelmesine neden olur. Toplumsal uzlaşma azalır, ahlaki çöküntüler alır başını gider.

Kimseden Robin Hood olmasına beklemiyoruz, Zenginden alıp fakire verin de demiyoruz ama insanlar gerçekten çalışarak geçimlerini sağlamaya çalışıyorlarsa onlara çalışma ve geçimlerini sağlama fırsatını bir şekilde sağlamak gerekiyor. Son dönemlerde sosyal riski azaltma adına yapılan sosyal yardımları görmezlikten gelmiyoruz ancak bu yöntemin kalıcı ve doğru bir yöntem olmadığını belirtmek istiyoruz. Çalışılmadan, emek verilmeden sağlanan bu türlü yardımların acil ve öncelikli olanlarının dışındakiler bizi Orda doğudaki Arap ülkelerinin yönetim tarzına götürür. Orada vatandaş çalışmadan devletten aldığı geçim yardımı ile geçinir. Bizim insanlarımız ise çalışarak ekmeğini kazanma derdinde.

Sonuç olarak ülke kaynaklarının değerlendirilmesinde de ülke gelirlerinin paylaşımında da adaletin ön palanda tutan bir sistemsel yaklaşım sergilememiz gerekmektedir. Bu adaleti sağlamak hesaplama yöntemlerinin değiştirilmesiyle, rakamların abartılı bir düzeye getirilmesiyle olmamalıdır. Kaynakların üretime ve istihdama yönelik olarak kullanılması ile mümkün olabilir. Bunun için gerekli olan zemini hazırlamak ise ülkeyi idare edenlerin sorunudur. Ülke sorunlarını çözmek için iktidara talip olanların ya da siyaset yapanların siyasi çözümleri de bulmaları gerekir. Bulamıyorlarsa başarılı olamazlar. Göz boyama yöntemleri ile gün geçirilebilir ama ülkenin geleceği konusunda da büyük yanlışlıklar yapılır. Devlet adamı olma ile siyaset adamı olma arasındaki fark da kendisini bu alanda çok daha güzel gösterir. Birilerinin onbin dolar kazandığı çoğunluğun ise on dolar kazanamadığı bir ülkede başarılı bir yönetim var demek inandırıcı oluyor mu?