Dünya ekonomi düzeni 1929 bozgunundan sonra en derin sarsıntılarından birini yaşamaktadır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler bu sarsıntıdan en az zararla çıkabilmek için ellerinden olan bütün bilgi birikimini ortaklaşarak kullanmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar.

Tabi bu olayı değerlendirirken sadece ABD’de başladı da ondan sonra böyle olduğu mantığıyla yaklaşamayız. Global sermayenin gözüne kestirdiği bütün kaynakları kapma mücadelesi, sistemi bozmuş ve içinden çıkılamaz bir hale getirmiştir. Dünya zenginleri nerede bir kar varsa sermayelerini önce o alana aktarıyor sonra da iyi kar ettiklerini düşündükleri beklenmedik bir zamanda o ülkeden sermayelerini çekerek ülke ekonomisini alt üst ediyorlar. Bu kez aç gözlülükleri kendi başlarına patladı ancak acısını yine yoksul insanlar çekecektir.

Dünya ekonomik krizi karşısında en az zararla kurtulmak için ülkemizde de bir takım önlemler alınmaktadır. Bunlardan en önemlisi yurda para akışını sağlamak için çıkarılan “Hesap sormama yasasıdır.”

Yani nereden getirdiğin önemli değil yeter ki paranı ülkeye getir denmektedir. Aslında etik olarak doğru olmasa bile mantık olarak doğru bir yaklaşım mademki bu para dünyanın herhangi bir yerinde mevcut ve kullanılıyor o zaman biz kullanalım da daha az zarar edelim demekte pek sorun yok mantığı…

Ancak biz bu gün bu ekonomik kriz yerine bütçe hazırlık süreci ile ilgili bazı hatırlatmalarda bulunmak istiyoruz.

Bütçeler; Kamu kurum ve kuruluşları için çalışma programının ana temelidir. Her ne kadar bütçe hazırlık sürecinde programlanmış çalışmalar üzerinden ödenek talepleri gerçekleştirilir denilse de bunun pratikte pek uygulanmadığını bilmekteyiz.

Özellikle yerel yönetimlerin bütçelerini hazırlarken bütçenin uygulama yılı ile ilgili olarak gerekli çalışma programlarını hazırlamaları durumunda gerçekçi bir bütçe ile iş yürütmeleri mümkün olacaktır.

Tahmini olarak istenen ödenek miktarı uygulamada programa dayalı olmadığından dolayı ödenekler yılsonunda kullanılmadığından kaldırılmakta öte yandan ödeneğe ihtiyaç bulunan birçok kalemde ise çalışmalar yürütülememektedir.

Bu sonuç kurumların gelir ve giderleri arasındaki farkın kapatılması konusunda da sorun teşkil etmekte olup bütçe denkliğinin sağlanması amacı ile oluşturulan borç ve benzeri kalemler bütçeyi şişirmektedir.

Bu sonuç bizleri denk olan ancak gerçekçi olmayan bir bütçe ile karşı karşıya bırakmaktadır ki bu bütçe hazırlamanın temel ilkeleri ile de çelişen bir durumdur.

Önümüzdeki yıl yapılacak olan Mahalli idareler seçimleri de göz önünde bulundurularak mahalli idarelerin gerçekçi bir bütçe hazırlamaları için bir fırsat doğmuştur. Bu fırsatı iyi değerlendirmelerinde fayda bulunmaktadır. Her ne kadar son çıkarılan yasalar ile fonksiyonel sınıflandırma dahil olmak üzere bütçe tertiplerinde meclisler tarafından aktarmalar yapılabilmekte ise de bunu istisnai bir durum olması gerektiğini unutmamak gerekmektedir. Esas olan kurumların; şişirilmiş ödeneklerle yükselen bütçe rakamları yerine gelirleri ile orantılı olarak gerçekçi bir bütçe hazırlamalarıdır.

Mahalli idarelerin ilgili birimlerine ve bütçe hazırlık ve kesinleşme konularında yetkili olan organlarına tavsiyemiz beş yılda bir yakalanan bu fırsatı iyi değerlendirmeleridir. Çünkü bu fırsat sayesinde gerçekleştirilecek olan düzeltme hareketi daha sonraki iki yılın bütçesine da yansıyacağından hem mahalli idarelerin yeni dönem stratejik palanlarının hazırlanmasında hem de hedeflenen programların uygulanmasında sağlıklı kararlar verme şansı yükselecektir.

Aksi durum bütçeleri yazboz tahtasına dönüştürmektedir ki bu işle iştigal edenlerin bildiği gibi bu sağlıklı sonuçlar doğurmamaktadır.

Ödenek aktarmaları istisnanın dışını çıkıp genelleşince bütçeler üzerinde ulusal düzeyde yapılan hesaplamalarda da doğal olarak yanlış sonuçlar çıkabilmektedir.Örneğin sosyal yardım tertiplerine konulan ödeneklerin daha sonra meclis kararları ile yapım işleri tertiplerine aktarıldığında bu bilgi üst mercilere intikal ettirilememekte ve bu değişiklik sonucu meydana gelen sapmalar hedeflenen hizmetler konusunda yanlış verilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.Önemsiz görünün bu konu her kalemde her belediyede bir kez aktarma yapılsa yaklaşık olarak 2300 belediye de içişleri bakanlığına bildirilen bütçe veri sonuçları ile gerçek sonuçlar çelişecektir.Buna bir o kadar özel idare sayısını da eklediğimizde bunun ne anlama geldiği daha net olarak ortaya çıkacaktır.

Bütçelere bakıldığında kurumların aslında ne yapacakları ya da neyi yapmayı hedeflediklerini kolaylıkla anlama imkânımız bulunmaktadır. Bu nedenle herkesin 2009 bütçesini hazırlama sürecinde hassas davranması gerekmektedir. Hizmet bekleyenler de hizmet sunucuları da bütçelerine sahip çıkmalıdırlar.