21 Şubat tarihinden bu yana Kürtçenin kullanılması konusunda bir sorunun yaşanacağı açık bir şekilde kendini göstermiş bulunmaktaydı. Beli olmayan konu sorunun yansıma biçiminin nasıl olacağıydı, çok geçmeden bunu da öğrenmiş olduk. DTP grup toplantısı bu konuda son noktayı koydu,
LEYLA ZANA’nın meclisteki milletvekili yemininden sonra Kürtçe;” yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” sloganından sonra ülkede estirilen fırtınanın üzerinden yıllar geçtikten sonra TBMM çatısı altında bu kez Ahmet Türk grup toplantısında Kürtçe konuşma yaparak bu alandaki çelişkiye dikkat çekti.
Bu gelişme ile de ortaya çıkmıştır ki Türkiye’de Kürt meselesinin artık bir çözüm stratejisi çerçevesinde çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Bu işin başlangıç noktası da Kürtçenin yasal dil olarak kabul edilmesinden geçmektedir. Çünkü Kürt dili üzerindeki baskı ve kararsızlık beraberinde çelişkiler zincirini de getirmektedir.
Bir yandan Üniversitelerde Kürt dilenin araştırılıp öğrenilmesi amacı ile Kürt dili kürsülerinin veya bölümlerinin açılması konusu tartışılırken, diğer yandan Anadilde eğitim hakkı isteyen ve bu amaçla üniversite yönetimlerine dilekçe veren öğrenciler üniversitelerden uzaklaştırılmak suretiyle cezalandırılmaktadır.
Ülkede Azadiye Welat ve TRT 6 gibi kamu ve özel sektöre ait yayın organlarında Kürt dili kullanılırken öte yandan cezaevlerindeki görüşmelerde ve kamusal alanlarda Kürtlerin yoğun olmadığı alanlarda Kürt dile dışlanmakta ve yasaklanmaktadır. Devletin yayın organında Kürtçe yayın yapılmakta ama Mecliste Milletvekillerinin grup toplantısında Kürt dilini kullanması tepki ile karşılanmakta ve yine TRT ‘ ye ait olan TRT 3’te sansüre uğramaktadır.
Mahkemelerde Kürtçe tercüman bulundurulmakta, Kürtçe verilen ifadeler kabul edilmekte ancak yasal olarak dil resmiyet kazanamamaktadır.
Ülkemizin imzaladığı uluslar arası sözleşmelere de aykırı olan bu çelişkili durumun bir an önce hayatımızdan çıkması gerekmektedir.
Ülkedeki kültürel çeşitlilik eğer ülkenin zenginliği sayılacaksa en başta o ülkenin sınırları içerisinde kullanılan yerel dillerin güvence ve koruma altına alınması gerekmektedir. Kullanılan dil ya da dillerin adının ne olduğu hiç önemli değildir. Kültürel birlikteliği ve zenginliği korumanın yegâne yolu egemen olan kültürler karşısında yerel kültürlerin korunması ve kollanmasıdır. Ve bu konuda dil temel unsurdur.
Ülkemiz atılması gereken demokratik adımların zamanında atılmamasından kaynaklı çok büyük sorunlar yaşamaktadır. Bugünkü süreçte yaşananlar bundan yirmi otuz yıl önce yaşansaydı, “dün dündür bugün bugündür” politikaları ile insanlarımız uyutulmasaydı. Bu ülke yıllardır yaşadığı acıları yaşamayacaktı. Onbinlerce insanımız bir katı inat uğruna yaşama kendi topraklarında ve kendi kardeşleri eliyle veda etmeyecekti. Bugün asit kuyularında ceset kalıntıları arıyor olmayacaktık.
Geçmişle yüzleşmek gerekmektedir.
Geçmişin hatalarını kabul etmek gerekmektedir.
Hata nereden ve kimden geliyorsa gelsin kabul edilmeli ve vazgeçilmelidir.
Bu ülkede siyasal yetmezlik abidesi olan otoriteler bu halktan özür dilemelidir.
Bu ülkede artık kardeşkanı dökülmemelidir.
Dil de, din de, vatan da kardeşlik için birleştirici unsur olarak kullanılmalıdır.
Bu ülkenin resmi dilin Türkçe olması gerçekleri gizlemeye gerekçe olamaz. Çok değil konuşurken kabul ettiğimiz gerçeklerimizi yasal korumaya alsak bu bile insanlarımızın arasındaki kin ve nefret tohumlarının bitmesine vesile olabilir.
Bu nedenle diyoruz ki sevmediğimiz ya da geleneksel zihniyete karşı ortaya atılan fikirlere kızmayalım.
Gerçekleri kabul edelim ve gereğini yerine getirelim. Ahmet Türk gibi siyasette pişmiş bir politikacı Mecliste Kürtçe konuşulması gerektiğine karar vermişse buna saygı duyup isteğini dikkate almakta fayda görelim.
??
??
??
??
2
Next