Batmanda sanat sokağı oluşturulduğunda hepimiz çok sevinmiştik. Kin, nefret, kan ve gözyaşından bıkmış insanlar olarak sanatla biraz rahatlayacağımız için sanatın birleştirici ruhu kötülükleri engelleyebileceği düşüncesiyle, bir umut yolu olmuştu sanat sokağının yolu.

 

Aradan zaman geçip bu alandaki sayı ve kalite artınca sanat sokağını unutur gibi olduk. Gülistan caddesinin yeni hali bizleri bu alana yöneltti. Yılmaz Güney sinema salonunun açılışı ise bu alanda en rahatlatıcı unsur olmuştur. Son dönemde alınan bir karar ile Yılmaz Güney sinemasının yan tarafındaki yol da kültürel faaliyetlere ayrılmış görünüyor. Hafta sonu asılı pankartta Gülistan yöresel sanatlar çarşısının açılışı vardı. Çoğunluğu yerel olan sanatçıların resimleri de sergilenmişti. Sinema salonun etkinliklere artık dar kalan salonunda ise yine Batmanlı bir resim sanatçısının resim sergisi vardı. Sanatını, kadının özgürlük yürüyüşü olarak gören sanatçı;resimlerinde kadın ve doğayı ana tema olarak işlemeyi uygun görmüş.Bu nedenle Feryal Bingöl’ün resim sergisini görmekte fayda görmekteyim.”Resim çizerken tarifi zor bir yolculuk içerisindeyim” diyen sanatçıyı desteklemek gerektiği kanaatindeyim.

 

Ve gelelim Yılmaz Güney sinemasındaki haftanın Filmine. PAN’ın LABİRENTİ adlı film üç dalda Oscar almayı başarmış bir film. Yüzüklerin efendisi ile karşılaştırılamaz belki ama gerçekçi bir senaryo ile izleyici karşısına çıktığı için düşünülerek izlenebilen bir eser. Konu İspanyada geçmekte.1944’lü yıllarda ülkenin içindeki iktidar mücadelesinde ülkenin kimin tarafından yönetileceği kavgası işleniyor. Bir çocuğun acılarla dolu hayatında kitaplarla oluşturduğu hayallerinin peşinde koşuşu anlatılırken, gerçek hayatın ne kadar acımasız kurallarla işlediğine de tanıklık yapılıyor.

 

Filmde hükümet güçlerinin temsilcisi yüzbaşı mükemmel sayılacak bir karakter ile canlandırılmış. Bir insan görevi ve idealleri için ancak bu kadar acımasız olabilir diye düşünüyor insan.Bu acımasız insanın yanında çalışan Mercedes adlı kadının üstlendiği rol ve gösterdiği çaba da kendi kulvarında taktire şayan bir cesaret örneği.Aslında hikaye kendi kendileri ile çatışan toplumların derin çelişkilerini de su yüzüne çıkarması açısından iyi bir örnek olarak algılanabilir.Asilerin direnç ve kararlılıkları.Destekçilerinin girdikleri riskler ve karşıtlarının acımasızlıkları filmde çok güzel işlenmiş.Filmi izlendikten sonra neden Oscar aldığını anlamak güç olmasa gerek.

 

Bu hafta içi kendinize biraz zaman ayırarak Yılmaz Güney sinemasına bir ziyaret gerçekleştirmeniz yerinde bir karar olacaktır. Eğer önsezilerim beni yanıltmaz ise bundan sonra gerçek sanat sokağımız Yılmaz Güney sineması ve yan tarafındaki sokak olacaktır. Mekân hem etkinlikler açısından hem de alan olarak böylesi bir faaliyete çok müsait. Kültür ve sanat ile ilgilenenlerin bu alana yoğunlaşması ile ilimizin de artık yürünebilen bir sanat sokağı olacağından eminim. Derler ya hani su kendi kendine mecrasını bulur diye, sanatsal etkinlikler de devam edince kendi yerini buluyor gibi ne dersiniz?