Son iki aylık sürede ülkemizde olup bitenler öyle korkunç bir hızla gelişiyor ki insanlar neye uğradıklarına şaşırdıklarından dolayı üzerlerindeki şoku hala atlatabilmiş değiller. Dolayısıyla da bu süre içerisinde başlarına gelenlerin farkında değiller. Yaşadıkları şokun uyuşturmasından hissetmeleri gereken acıya hissedemiyorlar.
Siyasetteki paralel çatışma nedeniyle her şey hükümet ile cemaat arasındaki gelişmelere endekslenmiş durumda. Şimdiye kadar kanka olan bu kesimler öyle anlaşılıyor ki bir yerlerde bir şeyler üzerinde anlaşamadılar ve bu anlaşmazlık karşılıklı tehdide dönüştü. Tam da bu noktadan sonra işler patlak verdi.
Türkiye’de yeni bir sermaye grubu oluşturulmaya çalışıldığı konusu yeni değil. Bizzat hükümet yetkilileri bu konuda birçok açıklamada bulundular. Kendilerine yönelen eleştirileri de rantı kaybetmek istemeyenlerin çabaları olarak değerlendirdiler. Sermaye Anadoluya yayılacak, vatandaş ülkenin gelirlerinden faydalanacak ve ülke rahatlayacaktı. Bu durumun kısmet gerçekleştiğini kabul etmemek insafsızlık olur ancak yeni sermaye sahiplerinin kimler veya kimlere yakın gruplardan olduğu konusu tartışmalı bir durum.
Her gün başka bir alanda başka olumsuzluklarla karşılaşmaktayız ülkece. Altın fiyatları birden tak diye düştü. Oysa herkes çok iyi bilmektedir ki Anadolunun yoksul insanları biriktirdiği iki kuruşu sağlam merkez olarak bildiği altına ziynete yatırır. Hükümet bu düşüşler konusunda Anadolu insanını zamanında uyarma gereksinimi duymadı.
Ardından yıllardır sabit tutulan dolar ve euro kurları fırlamaya başladı. Son dönemde kurlardaki artış sayesinde ülke parası en az %20 oranında değer kaybetti. Yani bu oranda fakirleştik. Açıklanan verilere göre gıdadaki enflasyon bile %14’ler civarına çıkmış. Peki, buna karşılık çalışana verilen zam neydi hatırlıyor musunuz? Hatırlatalım efendim Hükümet borazanlığı yapan sendika aracılığı ile bu yıl verilen zam oranı tam tamına 123 Türk lirası. Sadece bu değil bu gelişmeler üzerine yapılan faiz artışlarını da bilgilerinize sunmak gerekiyor. Yani nereden bakarsanız bakın hükümete yakın insanların kazanç oranlarının deşifre edildiği zamandan bu yana vatandaşın kayıp oranı bir hayli fazla.
Peki bunu kimler yapıyordu?
Nasıl yapıyorlardı?
Sıkışan insanlar nereye başvuruyorlardı?
Şimdi çok iyi görülebilmektedir. Parası çok olan pensilvanyaya parası olmayan ise il temsilcilerinden icazet almaya gitmek zorundaydı. Gitmeme hakkı da var ama bu durumda işi bir hayli geç kalabilirdi. Bu söylentilerin boş olmadığı yapılan son düzenlemelerde de ortaya çıkıyor. Emniyet ve yargıdaki yer değişiklikleri ve yapılan operasyonlara bakıldığında söylenenlerin yabana atılmayacak durumda olduğu zaten görülüyor. Pek cemaat yapar da iktidar yapmaz mı derseniz işte orada da durup resme iyi bakmak gerekiyor. Eğer iddia edildiği gibi görevden alınanlar ve tutuklamaları yürütenler cemaat kanadındaysa o zaman bırakanları da hükümet kanadından mı sayacağız sorusu yabana atılır bir soru olmaz her halde. Eskiden hükümet yargı ile ilgili eleştirilerde bulunurken mesela Adalet Bakanı Seyfi Oktay dönemi gibi yargıç ve savcıları bu kesimin adamları olarak lanse etmekteydi. Şimdi görünüyor ki o günden bu yana bu alana kendilerine yakın olan kesimlerden epey adam kaydırmışlar. En son büyük tartışmalar yaratan HSYK düzenlemeleri de işin güç dengeleri açısından ne kadar önemli hale geldiğini de göstermektedir. Mecliste milletvekilleri birbirinin burnunu kıracak seviyede inatlaşıyorlar.
Peki, bütün bunlar olup biterken vatandaş ne âlemde derseniz işte bu açık. Vatandaş can derdinde. Evine ekmek götürmek için ayakaltında ezilmeden yaşamaya çalışıyor. Kutularda demet demet bağış paraları yok vatandaşın var olan bir iki çeyrek altını da heba oldu. Cemaat ve iktidar et derdindeyken vatandaş can derdinde…
Next