Gazetelerin birinci sayfalarını incelerken Başbakan Sayın Recep Tayip Erdoğan´ın okul açılışında söylediği bir söz dikkatimi çekti. Diyordu ki Sayın Başbakan; “karınlık günlere bir daha dönmeyeceğiz.” Sayın Başbakanın bu dileğine katılmamak mümkün müdür?
Karanlık günler dediğimiz süreçleri de birileri çıkıp topluma izah ederse elbette sevindirici bir adım atılmış olur.Çünkü ülkemizde karanlık günler dediğimiz yada diyebileceğimiz o kadar çok gün var ki!
Bu ülkenin karanlık günlere sadece darbe yapılan günler ile sonraki günler değil.
Bu ülkenin karanlık günleri içerisinde zaman zaman Türkiye Büyük Millet Meclisimizin aldığı kararlar sonucu oluşan sonuçlarda bulunmakta. Anacak daha çok alınmayan kararlar ve oluşturulan kaoslar nedeniyle başımıza gelen karanlık günlerden çektik. Yasa çıkaramadık, Cumhurbaşkanı seçemedik, kavga ettik, oturup konuşmayı ve anlaşmayı beceremedik, TV ekranlarında birbirimize hakaret etmeyi meziyet bildik ve karanlık günlerimiz çoğaldıkça çoğaldı. Ülkenin Başbakanı bir er karşısında hazır ol´da durdu.
Çok şükür epeydir böyle manzaralarla karşılaşmıyoruz. Son Balyoz ve kürekleri de toplayabilirsek eğer bir dönemin karanlık müdahalelerinden uzaklaşma ihtimalimiz var.
Takdir edersiniz ki karanlık günlerimiz sadece darbelerden müteşekkil değil.
Ülkemizin Şark, Güneydoğu, Kürt illeri, Kadim topraklar, Doğu illeri,…. diye adlandırılan bölgelerinde seksen yıldır karanlık üstüne karanlık günler yaşanıyor.
Sayın Başbakandan beklenti bu karanlık günlerin de biraz aydınlatılması çabalarını ortamın sübjektif yaklaşımlarından uzak bir anlayışla ele alması.
Demokratik açılım sürecinin başlatılması, bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması, İşkenceye sıfır tolerans olarak ortaya çıkan fikirlerin somutlaşması ve kalıcı hale getirilmesi gerekir.
Evvelki gün gazetelerin manşetlerinde faili meçhul bir şekilde hayatını kaybeden ülkemiz aydınlarının yakınlarını bir arada gösteren fotoğraflar yayınlandı. O karede 60 yılda hayatını kaybeden 19 aydınımızın yakınları bulunuyordu. Katiller bulunsun, yargılansın, bu acılar bir daha yaşanmasın diye.
Bu karanlık günlerinde önüne geçilmeli.
Ve bölgemiz;
40 binden fazla insanın öldüğü bölgemiz.
17 bin insanın faili meçhule gittiği bölgemiz.
4 bine yakın köyün virane olduğu bölgemiz.
3 binin üzerinde çocuğun terörist muamelesi görüp yargılandığı bölgemiz.
Yiyecek ekmek, çalışacak iş, barınacak yer bulmayan insanların yaşadığı bölgemiz.
75 binden fazla insanın ellerine silah tutuşturularak güvenlik sağlandığı sanılan koruculuk sistemi ile yaşatılan bölgemiz.
Bu bölgenin karınlık günleri ne zaman bitecek?
Bu karanlık günlerin bir daha gelmemesi için ve devam edenlerin bitmesi için el ele verip mücadele etmekten aşka yol var mı?
Bakın yine hassas bir sürecin başına gelmiş bulunmaktayız. Duyarlılığın arttığı, ne olacağın merakla beklendiği günlere.
İki önemli açıklama yansıda gazetelere geçen hafta. Birincisi KCK´nin dört maddelik önerisiydi. Uzlaşıcı bir mantıkla değerlendirildiğinde çok da kabul edilmeyecek talepler değil. Ardından Genel Kurmay başkanının bir açıklaması. Hepsini teker teker öldürerek bu sorunu ortadan kaldıramayız.
Bu iki yaklaşım çözüme çok yaklaşılan bir mantık olarak görülebilir. Siyasetçiler, diplamotlar. Halkın temsilcileri, Devleti temsil edenler bir yol bulup uzlaşmalı, bir çözüm yolu önermeli ve karanlık günlerin tekrar gelmemesi için çaba sarf etmelidir. Herkes doğruyu da doğru yolu da bildiğine göre engelleyen ne ola ki?
Biz bu ülkenin vatandaşları olarak karanlık günlerde yaşamak istemiyoruz. Biz savaşlar olmasın, çatışmalar olmasın istiyoruz. Bizi kim temsil ediyorsa, onlarında eğer derdi bizler isek uzlaşmalarını istiyoruz. Karınlığa gömülmemek için.
Next