(Bernhard operasyonu)

 

    Bugünkü yazımda sizlere Yılmaz Güney Sinemasında gösterimde olan Kalpazan adlı filmden söz etmek istiyorum. Avusturyada Oscar adayı olarak seçilen film yoruma gerek bırakmayacak kalitede. Film ağırlıklı olarak Nazi toplama kampındaki kalpazanlığı eksenine oturtmuş ancak izleyici olarak toplama kampında uygulanan insanlık dışı uygulamalar bana daha çok etkileyici geldi.

    Onurlu bir davranışla ölmek ile her türlü onursuzluğa rağmen hayatta kalmaya çalışmak arasındaki çelişki insanı filmin sonuna kadar kararsız bırakacak nitelikte.Film her şeye rağmen hayatta kalma mücadelesi veren Salomon ile onurlu direniş sergileyen Burger’in karakter farklarını gözler önüne seriyor.Koşullar sonuna kadar zorlandığında onurları için hayatınızdan vazgeçtiğiniz insanlar tarafından bile nasıl eziyetlere maruz bırakılabileceğinize de iyi bir örnek.

    Siyasal yelpazenin içinde bulunuyorsanız ve zor koşullar altında insanların tavırlarında nasıl bir değişiklik olduğunu görmek istiyorsanız haydi “Kalpazan’ı” izlemeye demekten başka bir şey kalmıyor.

    Egemen güçlerin temsilcilerinin sistem adına yaptıklarını idea ettikleri çalışmalardan bireysel anlamda nasıl manevralar yaptıkları da işin sosu oluyor. Herzog bu anlamda iyi bir örnek olarak seçilmiş. Koşullar değiştiğinde yada değişim kokusu alındığında sistem temsilcilerinin kaçmak için neler yaptıklarını da görme imkanına sahip olabilirsiniz.

    Filmin künyesine gelince;”İkinci Dünya Savaşı sırasında yakalanan usta Yahudi kalpazan Salomon Sorowitsch, Bernhard toplama kampına götürülür. Orada üst düzey SS subayı olan Herzog’un organize ettiği, çeşitli baskı, matbaa ve kopya ustalarından oluşan esir Yahudiler bir araya getirilmiştir. Gizli bir görev için toplanan bu ekip, tarihte Bernhard Operasyonu olarak bilinen ekonomik sabotajı gerçekleştirmek için dönemin teknolojisi kullanılarak çalıştırılmaya başlanır. Amaç, İngiltere ve Amerika ekonomisini sahte dolar ve sterlinlerle çökertmektir. Bu sahte para operasyonu devlet imkânlarıyla yapılmaktadır. Bu yüzden sahte paraları gerçeklerinden ayırt etmek çok güç, hatta Sorowitsch‘in sterlin başarısında olduğu gibi imkânsızdır. Gerçek olaylara dayalı bu hikâyeden çekilen film, hem bu operasyonun detaylarını, hem de toplama kamplarının insani dramını beraber götürmeyi gayet iyi beceren bir film görünümünde. Üstelik benzer filmlerin sahip olduğu sertliğe de sahip. Zaten operasyonun yarattığı yakalanma ve başarısız olma korkusu, soykırım zulmü ile bir araya gelince gerilim hep taze tutulmuş. Sorowitsch’i canlandıran Karl Markovics ve esir düşmeden önce işi “gerçekleri çoğaltmak” olan idealist matbaacı Burger rolüyle genç Alman aktör August Diehl gayet iyiler. Film aynı zamanda Avusturya’nın Oscar aday adayı seçildi.”

     İyi seyirler dileğiyle…