Anayasa Türkiye Cumhuriyeti devletinin demokratik, laik bir hukuk devleti olduğunu vurgular.
Cumhuriyet rejimini ve demokratik değerleri kabul etmiş olan ülkemiz, kuvvetler ayrılığını temel prensip olarak kabul etmiştir.
Yasama, yürütme ve yargı devlet mekanizmasının temel işlevinin yerine getirilmesinin organlarıdır.
Kuvvetler ayrılığı dediğimiz bu sistemin işleticileri yasalarla belirlenmiş olan sınırları içerisinde uluslar arası normlar çerçevesinde kaldıkları sürece sistemin doğru işlemesinin de önü açılmış olur.
Ya olmazsa ne olur?
Olmazsa, demokratik yönetim şekli olan yönetim biçimi despotik yapılanmalara doğru kaymaya başlar. Devlet içerisinde çeteleşmeler baş gösterir.
Hukuk normları belli grupların teklerlinde işlemeye başlar ve vatandaşın yönetim şekline de hukuka da olan güveni sarsılır. Kurumlar güvensizlik merkezlerine dönüşür ve devlet sistemi çökmeye doğru yol almaya başlar.
İşte böylesi bir sürecin başlaması durumunda birilerinin duruma el koyması gerekiyor. Son dönemde demokratik yönetim şekline sahip olan ülkelerde bu son müdahalenin yargı tarafından yapıldığı gözlemlenmektedir.
Mekanizmayı kötüye doğru götürmeye başlayanların, devlet erkini kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya başlayanların sistem dışını itilmesi için hukuk devreye girmeye başlıyor. Süper savcılar işi ele alıyor ve mekanizma kendini kurtaracak olan arayışını bu mecrada sürdürmeye devam ediyor.
Türkiye cumhuriyeti devletinin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti özelliklerine yönelen her türlü tehdidin karşısında olmak gerektiğini belirtmemiz lazım. En azından kendi açımızdan bu konuda taraf olduğumuzu belirtmeliyiz. Demokratik, laik hukuk devletinde hiç kimsenin yasaların üzerinde olmasının söz konusu olamayacağının da bilinmesi gerekir.
Buna bütün makamlar, kökenler, anlayışlar dâhildir.
Demokratik, laik, hukuk devletinden ödün verilemeyeceği gibi kimsenin bu kılıf adı altında kendisini sistemin tek savunucusu olarak görüp yasaları ve hukuku hiçe sayan külhanbeyliğine soyunma cüretini göstermesine de hoşgörü ile yaklaşılamaz.
Kuvvetler ayrılığı ilkesi içerisinde yer alan yasama, yürütme ve yargı erklerinin her birisinin kendi içerisinde bu hassasiyetleri göstermesi gerekmektedir.
Yürütmeyi yasama erki, yasamayı da hukuk erki kontrol ederek sistem devamlılığını sağlamalıdır. Burada temel unsur en sonunda dönüp dolaşıp hukuk ilkesinin doğru işletilmesinden geçiyor.
Çağdaş demokratik yönetim anlayışlarında olması gereken hukukun üstünlüğünün kabulüdür. Ancak aynı zamanda hukukun işleticisi ve savunucusu olan yargı erkininde hem bağımsız hemde tarafsız olması gerekir. Doğru ve hakkaniyete en uygun olan kararların verilmesi lazımdır.
Son dönemde olup bitenleri değerlendirdiğimizde yasama, yürütme ve yargıda bir restorasyon dönemi yaşandığına tanık olmaktayız. Herkes işlerin yolunda gitmediğinin farkında. Sistemi çökertmeden sistemin onarılması lazımdır. Bunun için de herkesin hukuk önünde hesap vermesi gerektiği inancı güçlü bir şekilde kendisini ortaya koymaktadır.
Adalet önünde ne paşalık söker ne de ağalık. Ne şeyhlik ve cemaat söker ne de diktatoryal laiklik nidaları. Doğru neyse o gündemleşmeli ve herkes yaptığının hesabını vermelidir.
Herkes ve her kesim yasalarla belirlenmiş olan sınırlarına çekilmeli ve olayları kendi sınırları dâhilinde adil bir şekilde izlemeli ve yorumlamalıdır. Durumdan vazife çıkarmaya çalışmak, çıkmıyorsa senaryolar üretmek, bu senaryolarla ülkeyi kaosa sürükleme dönemleri artık eskisi gibi sökmüyor.
Ülkenin yumuşak karnı olan Kürt sorunu sürdükçe birilerinin hukuk normları dışına çıkma algısı sürmeye devam edecektir. Ülkenin demokratik değerlerinin temel savunucuları olan Kürtler, başka sorunlarla meşgul iken birilerinin durumu fırsat olarak görmesi de doğal karşılanmalıdır. Ülkenin hukuk devleti olarak hak ettiği yere ulaşması için özgürlükleri hızla sağlayın ki herkes hukuk önünde hesap vermeye çağrılabilsin. Vatandaşlar haklarını yargı önünde arayabilsin. Süngü ucu ile hüküm sürenler biraz da hukuk cenderesinde hesap versin.
Next