Pazar akşamı Batman Gazeteciler ve yayıncılar cemiyetinin önemli konukları vardı. Hemşehrimiz M.Latif Yıldız Hasankeyf ile ilgili bilgileri topladığı “Hawar” adlı kitabının tanıtımını yaptı.
Konu iki açıdan önemliydi. Birincisi Hasankeyf ile ilgili hazırlanan bir kitabın bu kritik süreçte yayınlanmış olması önem arz etmekteydi. Hele hele kitabın adının HAWAR yani “imdat” olması durumun aciliyetti açısından seçilen çok güzel bir isimdi.
Hasankeyf ile ilgili bunca bilgiyi derleyip bizlere sunan sayın M.Latif Yıldız beye teşekkürlerimizi sunuyoruz.
İkinci önemli gelişme ise Batman Gazeteciler ve Yayıncılar Cemiyetinin nihayet kendi binasına kavuşmuş olmasıydı. Kurulduğu günden beri değişik badireler atlattığı halde ayakta kalmayı başaran cemiyet, kendisine ait bir yere sahip olmakla kendisini uzun süre koruyacak hale de gelmiş oldu. Sanırım Cemiyet Başkanı Arif Aslanın son dönemlerde yaptığı en önemli icraatların başına bu çalışmasını koymamız gerekiyor.
Batman Gazeteciler ve yayıncılar cemiyetinin oluşumunda şu anda cemiyet üyesi olsun ya da olmasın birçok arkadaşın emeği ve çabası var.
Dileğimiz bir çatıya kavuştuğumuz bu dönemde tıpkı eski günlerdeki gibi gazeteci arkadaşların bu çatı altında toplanmalarıdır.
Batman birçok alanda olduğu gibi bu alanda da gerekli başarıyı gösterecektir. Bu bugün olmasa bile ileriki zamanlarda mutlaka olacaktır umudunu taşıyorum.
Cemiyet bahçesinde yapılan konuşmada Sayın Yıldız kitabı ve düşünceleri konusunda orada bulunan az sayıda ama seçkin konuklarına düşüncelerini aktardı.
İlimiz Milletvekili M.Emin Ekmen, Belediye Başkanı Necdet Atalay, DTP il başkanı Ahmet Sormaz, AKP il başkanı Ziver Özdemir ve DP temsilcilerinin bulundukları tanıtım kokteyli hoş bir sohbete de vesile oldu.
Hasankeyf ile ilgili olarak yapılan kısa konuşmalarda konunun önemine vurgu yapılırken, Milletvekili Ekmen konunun hükümet politikasından ziyade devlet politikasına dönüştüğüne ve birilerinin bu projeyi yapma konusunda Başbakanı ikna ettiğine vurgu yaptı.
Yapılan bilgilendirmeden de anlaşıldı ki Devlet dış kredinin tamamen kesilmesi durumunda bile Hasankeyfi sular altında bırakacak barajın yapılmasında kararlı olacaktır. Ancak aynı zamanda anlaşıldı ki devlet barajın yapılışının her aşamasında ciddi bir yerel muhalefet ile de karşı karşıya kalacaktır.
Barajın kotasının düşürülmesi suretiyle Hasankeyfin kurtarılması mümkün iken bunun yapılmaması veya bu önerinin dikkate alınmaması konuya duyarlı bütün kesimlerin eleştirilerine neden olmaktadır. Bu da ciddi bir muhalefet oluşturmaktadır. Hasankeyf Gönüllüleri Derneği ile başlayan ve Hasankeyfi yaşatma girişimi çalışmaları ile sürmekte olan bu mücadelenin daha yıllarca süreceği görünüyor.
Tarih ve Doğaya yönelik böylesi bir acımasız bakış açısının nedenini anlamakta gerçekten güçlük çekiyor insan. Kişisel bir inat mı? Yoksa tarihe karşı duyulan bir kin mi? Ya da kültürel ve doğal olana duyulan bir antipatimi bu tavrın nedeni?
Bölgede yapılan barajlarda özellikle tarihi mekânların sular altında bırakılması-Zeugmada olduğu gibi- insanın kafasında değişik soru işaretlerinin doğmasına neden olmaktadır. Munzur ve Hasankeyf için düşünülenler de aynı türden.
Bilim adımlarının, yazarların, Gazetecilerin, Sanatçıların, Aydınların ve bölgenin seçilmiş temsilcilerinin istemedikleri bu tür projelerin uygulanmasında sergilenen ısrarlı tavırları nasıl yorumlamak lazım?
Hasankeyf sular altında kalmasın istiyoruz. Tarihi eserlerin taşınamayacağı fikrinde ısrar ediyoruz, Doğal yapının ve dengenin bozulacağını belirtiyoruz, Projenin gözden geçirilmesi durumunda Hasankeyfin kurtarılabileceğini söylüyoruz ama dinleyen yok.
Dinletebilmek için acaba daha hangi demokratik eylemin gerçekleştirilmesi gerektiğini gerçekten merak ediyoruz. Sayın Yıldız “Hawar” diyerek sitemini dile getirmiş. Bu siteme bizde katılıyor ve Hawar diyoruz. Hawar artık bu sesi duyun diyoruz.
Next