Şerzan öldü!
Şerzan öldürüldü!
Karanlık güçlerin yönlendirdiği, kalbi kirli bir elin ateşlediği bir silahtan çıkan kör bir kurşun ile.
Doğrudur, o ne ilk ne de son kurbandır.
Tutuklanan bir polis ve dağılan dünyalarla karşı karşıyayız.
“Ölümden başka her şeye çare vardır” sözünün tekrarlandığı bu ülkede ölümle sonuçlandığı halde çözümlenmeyen, yürütülmeyen çarelerden eser yok.
Ölüm bir dağ başında, bir derin vadide, bir deniz dibinde ya da bir göl kenarında değil medeniyet beşiği olan kentin içinde yakaladı Şerzanı.
Onun güvenliğini, geleceğini, yaşamını korumakla görevli olanların ihanetine uğradı.
Kalem tutan ellerine, bilim üretecek olan beynine, sevgi dağıtan kalbine, kardeşlik diyen yaşamına silah sıkarak cevap verdiler.
Havaya kaldırdıkları iki parmaklarından birinin Şervan’ın parmaklarından biriyle aynı parmak olduğunu göremediler. Onları özgürlüğe, kardeşliğe, insanlığa götürecek parmakları göremediler, görmek istemediler. Şervan’ın yaşam için, özgürlük için kaldırdığı parmakları onlar ölüm ve tutsaklık için kullandılar.
Televizyon ekranlarında Şervan’ın babasını ve annesini dinledik. Duygularını anlamaya çalıştık. İsyanlarını iliklerimizde hissettik.
Ne hakkınız vardı? Bu insanların ilmik ilmik dokudukları hayatı yok etmeye ne hakkınız vardı? Bir ailenin geleceğini yok etmeye ne hakkınız vardı? Bu insanların her iki dünyada ellerinin boğazınızda olacağını hiç mi düşünmediniz? Hiç mi evlat yetiştirmediniz ya da evlat olmadınız? Hades’in laneti ile lanetlendiğiniz yetmedi mi? Kirli ellerinizle, kirli emelleriniz için bu ülkenin insanlarını karşı karşıya getirip bir birine kırdırtmak için daha ne kadar kötülük yapacaksınız? Gözünüzü kapattığınızda Şervan’ın gülen yüzünden nasıl kaçıp kurtulacaksınız? Sizin acımadan kıydığınız genç bedenin sahibi olan ailesi organları sizden birilerine hayat versin diye bağışlamak istediler. Aradaki insanlık farkını görüp utandınız mı hiç? İnsanlığınızı alıp götüren katillik duygularınız rencide oldu mu acep? Bir çuval emeği yok ettiğinizin farkına vardınız mı?
Şervan’ın babası, kalbinde yeraltının dev volkanlarının içinde gezinen lavlardan daha kızgın duygularını dile getirirken bu devleti idare edenlere sesleniyordu. Soruyordu, yorumluyordu. “Benim çocuğumun elinde kalemi defteri vardı” diyordu.
Şimdi sormak lazım ey ülkemi yöneten hükümet, ey üniversitelerimi idare eden üniversite senatoları, ey güvenliğimizi sağlamakla görevli elleri ve belleri silahlı görevliler, ey çocukları olan ve okuyan anneler ve babalar ne zamana kadar suskun kalmaya devam edeceksiniz?
Çocuklarınıza, mensuplarınıza, arkadaşlarınıza yaptığınız milliyetçilik aşısının bu ülkenin harcını nasıl söktüğünün farkında değil misiniz? Şervanların öldüğü ülkede, Taylanlar, Hakanlar, Orkunlar da ölmeye başladığında mı kendinize gelmeye başlayacaksınız?
Keşke böyle olmasaydı Şerzan!
Keşke seni daha farklı karşılasaydık. Keşke seni öldürtmeyi değil yaşatmayı başarsaydık. Hepimiz birer Şervan olsak bile Ömer hocamın kalbini dolduramayız ki!
Güle Güle Şervan yokluğunu hissettirmemek için ailenin yanında olmaya çabalayacağız. Biliyoruz senin yerine dolduramayız ancak…
Next