Türkiye gerçekten değişimi yaşıyor. Ancak Türkiye’ de değişimin öncüleri olanlar nedense bazen değişimin gerisinde kalabiliyorlar. Ne garip bir durum.
Halkın, AB reformları, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, insanca bir yaşama olan özlemlerini dile getirenlere olan güvenleri nedeniyle seçtikleri siyasiler, gün geldi kendilerinden geride kaldı. Bir kere daha anladık ki, asıl özgürlükler insanların bedel ödeyerek elde ettikleri özgürlüklerdir. Başkalarının dayatmalarıyla yapılan reformlar göstermeliktir ve sadre şifa değildir.
Siz daha askerin bütçesinin denetlenmesi için çıkardığınız kanunları uygulayamıyorsunuz. Tabii ki, askerden daha çok askerci olacaksınız. Bu muydu halkın seçtiği ve güvendiği sivil idareciler? Zaten yıllardır darbelerin baskısı altında inleyip durmuş millete darbe tehdidi yapanlara, ellerini sallayarak “haddinizi bilin yoksa biz haddinizi bildirmesini biliriz” diyenlere arka çıkmak Sayın Başbakan’ a nasip olmamalıydı. Bulunduğu konumun sorumluluğunun yüksek olduğunu biliyoruz. Lakin kimsenin millete bu şekilde hitap etmeye hakkının olmadığını da bilmelerini isteriz.
Ordu deyince akan sular durur, istenilen bütçe verilir, milletin saf ve delikanlı gençleri onların emirleri altında bir dediklerini iki etmezler. Ancak ortada yapılan bir hata varsa, bu hata tabii ki sorgulanmalıdır. Sorgulanmalıdır ki, aynı hatalar bir daha tekerrür etmesin, millet çocuğunu askere gönderirken, gözü arkada kalmasın, şehit olsa bile içten gelerek “vatan sağ olsun” diyebilmelidir. Eğer siz bir eleştiriye bile tahammül edemiyorsanız, o zaman milletten de bundan böyle anlayış beklemeyin. Ve siz ey siyasiler. Bir kez daha 27 Nisan muhtıralarına maruz kalırsanız, erkeklik taslamayın.
Söyler misiniz üyesi olmaya çalıştığımız AB ülkelerinin hangisinde bir asker milletin karşısında böyle konuşabilir? Ve bir başbakan böyle bir askeri savunabilir? Askeri vesayet devam ettiği sürece demokrasiyi unutun gitsin. Kimse kendini kandırmasın. MGK olduğu ve atılan her adımda askerin ağzına bakıldığı sürece biz daha çok demokrasinin gelmesini bekleyeceğiz.
Ancak bu olayda bizleri umutlandıran bir durum da, basının büyük çoğunluğunun bu olaya tepki göstermesi ve tavır koyması oldu. Bu da değişimin olumlu bir neticesidir. Kalemlerine sahip çıkan, kalemlerini hak ve özgürlüklerden yana kullanan gazeteciler ve yazarlar olduğu sürece, milletimiz hak ve özgürlüklerine daha kısa zamanda kavuşacaktır.
Eleştirilere tahammül edemeyenler, her eleştiriyi “ayrışma ve yer tespiti konumunda “ görenler bilmeyerek de olsa milleti bölmüş olmuyorlar mı?
Sivil siyaset kendini fazla hırpalamadan ve hırpalatmadan , düştüğü yerden kalkmalı, milletin özlediği sivil ve demokratik anayasayı hemen yapmalı, ülkemizin en büyük sorunu olan Kürt sorunu konusunda kararlı açılımlar yapmalı, ilkel yasakları bir an önce kaldırmalı ve milli iradeyi hâkim kılmalıdır. Hiç olmazsa Rahmetli Özal kadar cesaret sahibi olmasını bilmelidir.
Next