Sivil Anayasa beklentisi, demokratikleşme çabaları konuşulurken Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un basın temsilcileri ile yaptığı toplantı, bu iş için biraz daha beklememiz gerektiğini bize hatırlatmış oldu.

            Ergenekon’a dolaylı olarak sahip çıkan, hatta basite alan bir tutumla karşı karşıyayız. Oysa ki, demokrasinin işlediği bir ülke olsaydık, bir askerin böyle bir dava hakkında bu şekilde konuşması siyasilerin hiç de hoş karşılamadığı bir durum olurdu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi, hatta konu ile ilgili soru soran gazetecileri azarlar nitelikte cevap verilmesi hiç de hoş karşılanacak bir davranış değildir. Sanki darbe olmuş da, karşımızda Kenan Evren vardı.

            Görünen o ki, asker demokrasiye saygılıyız diye diye demokrasinin canına okuyacak. Saygılı olmak ne demek, saygılı olmama ihtimali bile düşünülmemesi gereken bir konu değil mi? Demokrasiye saygılıyız, ama bu demokrasinin sınırlarını biz belirlemeliyiz anlamına geliyor. Yani bize dokunmayan, hesap soramayan, herkesin önümüzde esas duruşa geçtiği bir demokrasi istiyoruz demektir bu.

            Bize, demokrasiye saygılı olmalarını bile bir lütuf olarak gösteren bir anlayış. Askerin yanlış yapamayacağını, yanlış yapanların sorgulanmamaları gerektiğini, darbe teşebbüsünde bulunsa bile hoş karşılanacakları bir demokrasi isteniyor. Halkın seçtiklerini hor görme, herkese potansiyel suçlu muamelesi yapma, sivilleri işten anlamaz olarak görme, bu anlayışın vazgeçilmez özelliğidir. Her sorunun çözümünü silahta arama veya darbe tehditlerini sürekli demoklesin kılıcı gibi başımızda sallandırma mantığıdır bu.

            İşte basın toplantısından ekrana yansıyanların anlattıkları. Şimdi biz demokrasiye saygılı bir Genelkurmay Başkanımız var diye sevinelim mi? Ya da artık darbe yapabilme ihtimali kalmadı diye geceleri rahat yatalım mı?

            Sivillerin yetki ve konuşma alanına giren her konuda fikir beyan eden, hatta buyurgan bir eda ile ne yapılması veya ne yapılmaması gerektiğini de vurgulayan bir Genelkurmay Başkanımız varken, Başbakanların konuşmasına da gerek kalmaz herhalde.

            Biz en iyisi Sivil Anayasa’yı, demokratikleşme çabalarını bir kenara atalım, her sabah darbe ile uyanmadık diye dua edelim. Daha ne isteyelim?