Bu hafta sonu etkinliği en bol olan hafta sonu özelliğine sahipti desek çok da yanılmış olmayız. Hem il genelinde hem ülke genelinde siyasal ve sosyal yaşam aktifti.
Cumartesi günü AKP’nin üçüncü Büyük kongresi gerçekleştirildi. Demokratik açılım dönemine denk geldiği için oldukça önemli bir özelliğe sahipti.
Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın rakipsiz olarak girdiği seçimde geçerli olan 1362 oyun tamamına almış olması parti delegelerinin açılımdan hoşnut olduğu manasına da gelir, aksi durumda en azından geçersiz oyların dikkat çekmesi gerekirdi.
Son dönemde AKP’nin Cumhuriyet tarihindeki devlet politikasında bir vizyon değiştirme çabasının peşinde olduğunu görmemek mümkün değil.
Bu değişikliğin en önemlisi dış politikada sergilenmektedir.
İç siyasi dengeler üzerinde birebir etkili olmadığı için bu alanda daha cesur adımların atıldığını belirtmek mümkündür.
Başbakanın; “gündemi belirlenen ülke konumundan gündemi belirleyen yada gündemin belirlenmesinde söz sahibi devlet” olma olarak anlatmaya çalıştığı konu bundan ibaret.
Ancak hemen belirtmeliyiz ki dış politikada sergilenen bu cesaretin henüz iç politikada gösterilemediğini ya da pratize edilemediğini vurgulamak gerekmektedir.
Söylemde büyük bir değişiklik çabasına karşın pratikte söylenenlerin değişikliği için tek bir adım atılmış değil. Şimdi haksızlık yaptığımı düşünenler olabilir ama bizim değişiklik diyebileceğimiz işler için yasama kararlarının varlığı gerekir.
12 eylül anayasası yürürlükte olduğu sürece,
yasal herhangi bir değişiklik yapılmadığı sürece söylenenlere inanmak mümkün olamıyor maalesef. Bugüne kadar iç politikada çözüm adına atılan adımlardan yapılan dönüşler bize böyle bir kuşku kültürü aşılamıştır.
Başbakan son dönemdeki konuşmalarının çoğunda birlik ve bütünlük adına ülkenin tüm kesimlerinin saygı duyduğu isimleri söylemekten çekinmiyor.Nazımla başlayan Ahmet Kaya ile devam eden,Mevlana ile başlayan Ahmedi Xani ile sürdürülen isim tekrarları bunun göstergesidir.
Bütünlük sürecinin adımlarının bu şekilde atılamayacağının da farkında olmak gerekir. Kimsenin ülkenin bir bölümünü alıp gittiği yok. Ama cumhuriyet tarihi boyunca ülke insanının zihnine öylesine büyük kuşkular yerleştirildi ki insanlar artık kendi kendilerine bile güvenemez oldular.
Önce “Türkün Türkten başka dostu yok” denildi.Böylece Türk ırkından başka bütün ırklar düşman göründü.Ardından Türklerin kimlerden oluştuğu konusu tartışılmaya başlandı.Her ne kadar ırksal bir tanımlama değil denildiyse de tıpkı Kürtlerin kart Kurt seslerinden gelmeleri gibi bu dikişde tutmamaya başladı.Türk dış politikasındaki son değişikliklerle de görülmektedir ki aslında bütün dünya bize düşman değilmiş.Kendi kendimize düşmanlar üretip durmuşuz.
Yapılması gereken, bütün bu yanlışlardan olabildiğince süratli bir şekilde kurtulmaktır. Bakanlık koltuğuna oturmuş “somuncu’ların” hala ermeni düşmanlığı yapıyor olması. Ülke zihniyetinin durumuna da örnektir.
AKP üçüncü kongresi aracılığı ile açılımı kendine göre şekillendirerek sürdürme kararlılığında olduğunu göstermiştir.
Türkiye gibi bir ülkede yukarıda sıraladığımız nedenlerden dolayı büyük değişimlerin öyle bir iki günde gerçekleştirilemeyeceğinin de farkındayız ancak beklentilerin ayarını tutturmak için artık sayın başbakanın ne yapacaklarını açıklamaları gerekmektedir.
Türkiye’de demokrasi geliştirilecekse bu Kürtler göz ardı edilerek gerçekleştirilemez.
Türkiye’de bu saatten sonra geriye gidilecek adımlar da atılamaz.
İlerlemek mecburi yön olarak önümüzde durmaktadır.Bunu söyleye söyleye tekrarlamaktansa yapılması gerekenleri yapmak için işe başlamak daha hayırlı olacaktır.
Bu işi de ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ile başlamak en uygunu olacaktır.
Next