Türkiye Ak-adam-isyanlarını (akademisyenlerini) konuşuyor. Bir ülkenin aydınlarının söylediklerini tartışması kadar güzel bir şey yoktur lakin olumlu anlamda bir tartışma yürütülüyorsa. Bir ülkenin akademisyenlerinin bakış açıları ve olaylara yaklaşım tarzları aslında o ülkedeki özgürlüklerin ve bilimsel gelişmenin de resmini gösterir.
Farzı misal geçenlerde bir Mardinli bir bilim adamımız Profesör Aziz Sancar Nobel ödülünü aldı. Hepimiz gururlandık. Ülkemiz kökenli bir bilim adamının böylesi bir ödüle almış olması göğsümüzü kabarttı. Cumhurbaşkanı, başbakan ve siyasi parti liderleri kendisini tebrik etti. Yemeklere çağrıldı onuruna törenler düzenlendi. Bizler de büyüklerimiz bilime ve bilim adamlarına yani akademisyenlere önem veriyorlar diye sevindik.
Meğer öyle değilmiş!
Büyüklerimiz eğer ortada birilerinin başarısı varsa ilgileniyormuş?
Eğer dünya veya ulusal çapta bir getirisi varsa hareket ediyormuş, övüyormuş!
Yoksa pek ala sövüyorlarmış!
Nereden çıkardık bunu derseniz anlatalım.
Malum büyük umutlar bağladığımız ve ülkemizin temel sorununu çözecek olan çözüm sürecinin askıya alındığının açıklanması ile birlikte ülke siyasal, sosyal ve ekonomik anlamda bir kaosa sürüklendiği gibi bir de iç çatışma belası ile karşı karşıla kalmış oldu.
Bütün mesele ortamdaki insani sıcaklığın metalik buzdolabı soğuğuna çevrilmesinden kaynaklandı. Ne dedi büyükler: Çözüm süreci buzdolabında.
Peki, buzdolabına giren çözüm sürecinin yerine ne çıktı?
Ölüm?
Çatışma!
Savaş…
Valilik kararları ile ülkenin 7 ilinde 129 noktasında sokağa çıkma yasakları ilan edilmiş. 170 sivil insan yaşamını yitirmiş ve bunlardan 29 tanesi çocuk,32 tanesi kadın. Devlet verilerine göre sadece üç ilçede çatışmalarda ölen isyancı militanların sayısı 500’ün üzerinde,ölen güvenlik gücü sayısı net olmamakla beraber yüzlü rakamlara tırmanıyor. Kent merkezlerinde 45 güne dayanan sokağa çıkma yasakları var. Çatışmalar tanklar, toplar, ağır makineli silahlarla yürütülüyor. Çatışmalarda öldürülen insanların cesetleri haftalarca sokakta kalıyor. Hastanelere götürülen cesetlerin gömülmesine izin yok veya devlet tarafından yakınlarının izni olmadan gömülüyor.
Peki, insanlıktan nasibini alan hangi insan ülkesindeki bu durum karşısında duyarsız kalabilir.
Üstelik mesele Dolmabahçe’de masaya konmuş ilkeler üzerinde anlaşılmış ve kamuoyuna deklere edilmiş olduğu halde!
Bu çatışmaların siyasi tavırdan kaynaklandığını da artık görmeyen vatandaş yok. Bu nedenle ülkenin akademisyenleri de çatışmaların durması için bir bildiri yayımladı. Bu bildiride çatışmaların bir an önce bitirilmesi, bir yol haritasının çizilmesi istendi ve kendilerinin de gözlemci olabilecekleri ifade edildi.
Bir ülkede bir sorun varsa ve bilim insanları bu sorunun çözümü için adım atıp sorumluluk yüklenmeye hazır olduklarını bildiriyorlarsa buna en çok sevinenin hükümet ve yürütme olması gerekiyor değil mi?
Yok, bizde öyle olmadı. Cumhurbaşkanı bu aydınlara -ki sayısı 1128 kişinin üzerine çıktı- “siz aydın falan değilsiniz aydın müsvettesisiniz. Karanlıksınız, karanlık…” dedi.
Adalet bakanı ve AKP temsilcileri de kızgınlıklarını ifade ettiler. Oysa akademisyenler barışı savunmuşlardı ve bu barış en az Nobel ödülü kadar kıymetliydi. Bu makamlardan beklenen bu akademisyenleri davet edip görüşlerini almaları ve onlara görev vermeleriydi ama tam tersini yaptılar.
12 Eylül kalıntısı YÖK durumdan vazife çıkararak hemen soruşturma çalışmalarına başladı.
Başta iktidara bağımlı özel üniversiteler olmak üzere bu akademisyenlere istifa çağrısı yaptılar.
Ve bütün bunlardan daha utanç verici bir şey yapıldı benim ülkemde. Ülkedeki çete reisi yüce makamların devletin egemenliğini tesis ediyoruz diye doğuda tankla mücadele (!) yürüttüğü ülkemde ortada devlet yok ve hükümet yokmuş gibi, kanun ve nizamı bir kenara atıp durumdan kendine Topal Osman vazifesi çıkararak akademisyenlerin kanları ile duş alacağını açıkladı!
Üstelik bu açıklamadan sonra ses çıkarması gerekenler sus pus durumu izliyorlar. Ne savcılarımızdan, ne hükümetimizden, ne yöneticilerimizden “ey çete reisi sen hiçbir şeysin” demedi!
Akademisyenlerimiz gerçi bu sese.”it ürür kervan yürür” dediler ama bu yetmez. Bu ülkede bakış açısı bu olduğu sürece elbette akademisyenler isyan edecek. Bu ülkenin akademisyenlere bakış açısı bu olduğu sürece Nobel ödülünü bile bilim adamlarımız ancak ABD’de yaptıkları çalışmalardan dolayı alabilecekler. Çünkü başka bir sonuç almak mümkün değil. Siyasi açıklama sonucu eğer bilim yuvası olması gereken üniversite, profesöründen istifa istiyorsa orada ne bilim vardır ne özgürlük.
Eğer çeteciler siyasetin gücüne güvenerek bilim adamını tehdit edebiliyorsa kimse kusura bakmasın o ülkede Ak+adam+isyan eder.
Tam bir “taşları bağlayıp itleri salma” atasözü gerçeği ile karşı karşıyayız.
Next