Ahmet Türk, Türkiye siyaset sahnesinin olgunluğu, ılımlılığı ve barışçıl çabaları ile tanıdığı Kürt siyasetçi. Demokratik Toplum Partisinin, Genel Başkanı olduğu halde, siyasi düşüncesi nedeniyle yıllarca cezaevinde tutulduğu halde ağır başlılığı ve uzlaştırıcı kişiliğinden ödün vermeden yoluna devam eden bir kişilik.
Mevcut durumda herkesin muhatap alacağı ve temsiliyetinden kimsenin şüphe duymayacağı bir siyaset adamı ve parlamenter. Parlamentoda adam gibi duruş sergileyen bir insan. Saygıda kusur etmeyen, mertliği ortaya koyan inandığı değerleri açıkça savunan ve zor koşullarda bile birlikten kardeşlikten vazgeçmeyen birilerinin deyişi ile “Kürt siyasetinin güvercin adamı.”
Düne kadar Ahmet Türk’ün uzlaşmacı siyasi kimliğini ön plana alan ve öven çevreler ne olduysa Diyarbakır’da yapılan Grup toplantısından sonra yaptığı açıklamalar nedeniyle eleştiri okların yöneltmeye başladılar.
Öncelikle Sayın Türk’ün ne dediğine bakmak lazım;
- Kürtler direniyor ve kimliğine sahip çıkıyor
- 1980 darbesi PKK’yı ortaya çıkarıp güçlendirmiştir
- Türkiye’de demokrasiye olan inanç gelişiyor ama Kürt sorunun çözümü konusunda iradesizlik değişmedi
- Kürtler linç ve benzeri politikalarla sindirilmeye çalışılıyor
Bu söylemleri Türkiye’de ezberlemeyen hiç kimse kalmamıştır. Buna rağmen geçmişte defalarca dile getirilen konular sanki ilk kez söyleniyormuşçasına “Ahmet Türk’ten şok sözler” başlığı ile okuyucunun sofrasına ısmarlanıyor.
Bu ülkede çözümü siyaset sahnesinde arayanların çok iyi bilmeleri ve anlamaları gereken bir konu varsa o da şu anda siyaset sahnesinde bulunan Ahmet Türk’ü anlamaya çalışmalarıdır. Ahmet Türk’ü ve onun söylediklerini anlamak yerine söylenenleri ters düz ederek ortaya koyduğu kardeşlik ilkelerini anlamak istemeyerek, görmezlikten gelerek, alının talimatlar gereği saldırıda bulunmak çözümsüzlükte ısrardır.
Sayın Başbakan başta olmak üzere Türkiye’de Kürt sorununun çözümü Siyaset ve diplomasidedir diyenlerin sayısı ortadayken, siyaset ve diplomasi yolunu uygulamaya çalışan ve bunun gereğini yapan Demokratik Toplum Partisi ve onun liderini anlamamakta ısrar etmenin mantığını kavrayamıyoruz.
Eğer Ahmet Türk şahsında yapılan saldırı siyaset ve diplomasi diline ve yöntemine yapılan saldırı ise şiddet isteyenlerin, şiddette ısrar edenlerin ve onların savunuculuğunu yapanların kalemlerini bırakıp silâhaltına girmeleri daha doğru bir tavır olmaz mı?
Onbinlerce insanımızın canına ve malına neden olan şiddetin ortadan kaldırılması için çaba içinde olan, farklılığı zenginlik olarak görüp korunmasını talep eden, halkların birbirini linç etme tehlikesini dile getiren ve yanlışlığını savunanlara olan bu yönelimi iyi düşünmeliyiz.
Bugün pervasızca Ahmet Türk’e saldıranlar daha düne kadar onun mütevaziliğinden dem vurmaktaydılar. MHP Genel Başkanına bile el uzatmaktan sakınca görmeyen, toplumsal uzlaşı sağlanması amacı ile kendilerine el uzatmayan Başkandan bile randevu talebinde bulunma özverisi göstermekten geri durmayan şahsiyet bazı çevrelerin bilerek yada bilmeyerek yaptıkları ajitasyon ile hedef haline getirilmek istenmektedir.
Ahmet Türk’ün şahsiyetinde kendisine ve politikalarına saldıran ve söylemlerini ters düz ederek çarpıtan, söylediği ve yaptığı doğru tespitleri şok olarak sunanların yapmaları gereken bir iş daha varsa o da oturup düşünüp Ahmet Türk’ü anlamaya çalışmak olmalıdır.
Ahmet Türk’ü anlayamayanların, söylemlerini sağlıklı değerlendirmeyenlerin yaptıkları çabalar Türkiye’de demokrasi ağacının dalını kesmekten başka bir şey değildir.
Basının görevi haberleri objektif vermek ise basın bunu da yapmalıdır. Ajite haberlerle toplumu germenin hiçbir yararı olmaz.
Next