Fotoğraf: Arif Arslan, Zilek Köprüsü (01.07.2026)
Bu yıl Batman’da yağış yalnızca toprağı değil, hafızayı da görünür kıldı. Batman Üniversitesi yerleşkesinin gerisinde uzanan su yüzeyine bakıldığında ilk dikkat çeken şey yalnızca suyun genişliği değil. Bir bölümü suyun altında kalan eski Zilek Köprüsü, adeta gölün hafızasını taşıyor. Su yükseldiğinde kemerlerinin bir kısmı kayboluyor, çekildiğinde ise yeniden ortaya çıkıyor. Böylece köprü, farkında olmadan bölgedeki su değişiminin en görünür göstergelerinden birine dönüşüyor.
Yağışlı geçen bir yılın ardından ortaya çıkan bu manzara, doğal olarak şu soruyu akla getiriyor:
Bu yıl gerçekten suyumuz bol mu?
İlk bakışta bu düşünce tümüyle yanlış değil. Yağışların artması, su kaynakları açısından önemli bir rahatlama sağlayabilir. Göller, barajlar, akarsular ve toprak nemi bu durumdan olumlu etkilenir. Ancak su meselesi yalnızca gördüğümüz yüzeyden ibaret değildir.
Bir gölün seviyesi yalnızca bulunduğu noktaya düşen yağmurla belirlenmez. Gölü besleyen havzanın aldığı yağış, kar erimeleri, akarsularla taşınan su, baraj işletmesi, sulama talepleri ve buharlaşma birlikte etkili olur. Bu nedenle bugün gördüğümüz yüksek su seviyesi, yalnızca yağışın değil, havzanın tamamında gerçekleşen hidrolojik süreçlerin bir sonucudur.
Peki, görünen su ile kullanılabilir su aynı şey midir?
Geniş bir su yüzeyi gördüğümüzde büyük bir su bolluğu varmış gibi düşünebiliriz. Oysa göldeki toplam suyun tamamı aynı anda kullanıma açık değildir. İşletme seviyeleri, doğrudan kullanılamayan ölü hacim, su kalitesi, sulama talepleri ve ekosistemin ihtiyaçları da dikkate alınmalıdır. Başka bir ifadeyle, suyun yalnızca ne kadar olduğu değil, ne kadarının hangi koşullarda kullanılabildiği de önemlidir.
Bu nedenle Zilek Köprüsü’ne yalnızca geçmişten kalan bir yapı olarak bakmamak gerekir. Kemerlerinin ne kadarının göründüğü, bize her yıl değişen bir su hikâyesi anlatıyor. Ancak bu hikâyeyi yalnızca su yükseldiğinde sevinerek ya da çekildiğinde endişelenerek okumak yeterli değildir. Asıl ihtiyaç, bu değişimi düzenli verilerle izlemek ve suyun geleceğini tek bir mevsime değil, uzun yıllara bakarak değerlendirmektir.
Bugünkü görüntüye bakıp kalıcı bir rahatlık duygusuna kapılmak da doğru olmaz. Çünkü yaz aylarında sıcaklık arttıkça buharlaşma hızlanacak, tarımsal sulama ihtiyacı yükselecek ve su üzerindeki baskı yeniden hissedilecektir. Su kaynakları açısından önemli olan yalnızca yağışlı bir yıl geçirmek değil, o yılın getirdiği suyu doğru yönetebilmektir.
Belki de gölün içindeki bu köprüye yalnızca güzel bir manzara olarak bakmamalıyız. O, Batman’ın suyla kurduğu ilişkinin görünür hâle gelmiş bir hafızasıdır.
Ve bize şunu hatırlatır:
Su yalnızca akmaz ya da birikmez; bazen bir kentin geçmişini, bugününü ve geleceğini de gösterir.