YÖK MÜ? YOK MU?

Abone Ol

Yüksek Öğrenim Kurumu 12 Eylül 1980 darbesinden sonra darbeci yönetim tarafından 6 Kasım 1981′de yayımlanan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunuyla kuruldu. Bu yapı üniversitelerdeki özgür yapıyı ortadan kaldırıldığı gerekçesi ile de sürekli protesto edilmekte ve kaldırılması talep edilmektedir.


Üniversiteleri; bilim aracılığıyla dünyaya, yeniliğe kapı açan, her türlü düşüncenin tartışılabildiği, yaratıcılığın gerçekleştirildiği, bilimsel özgürlüğün ve bilgi birikiminin oluştuğu
 ortamlar olarak tanımlayan kesimler YÖK’ün bunu hükümetin emrine girerek engellediği iddiasındadır.

Bu durum son olarak 1128 akademisyenin imzalayarak yayımladığı “bu suça ortak olmayacağız” bildirisinden sonra tekrar gündeme geldi. Çünkü bu bildiriye imza atan akademisyenler hakkında gerekli işlemlerin yapılacağını belirten YÖK ne yazık ki bu açıklamasını Cumhurbaşkanının açıklamasından sonra başlatarak gelen eleştirilerin haklılığını da teyit etmiş oldu.

Bölgemizde süren çatışmalardan dolayı bazı kent merkezlerinde bir buçuk ayı aşkın bir süredir sokağa çıkma yasakları uygulanmakta ve çatışmalar sürmektedir. Bu çatışmalardan dolayı yüzlerce yurttaşımız yaşamını yitirmiştir. Bu durumdan dolayı bir araya gelen “Barış için akademisyenler inisiyatifi” şu açıklamayı yaptı.

"Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu suça ortak olmayacağız!

Türkiye cumhuriyeti; vatandaşlarını sur'da, Silvan’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.
bu kasıtlı ve planlı kıyım Türkiye’nin kendi hukukunun ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların, uluslararası teamül hukukunun ve uluslararası hukukun emredici kurallarının da ağır bir ihlali niteliğindedir.

Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını, gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmasını, yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesini, bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesini talep ediyoruz.
Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz. Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. Siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.

Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz."

Bu açıklamadan sonra cumhurbaşkanı tarafından şu açıklama yapılmıştı: “Aydın müsveddeleri, ya devletin yanında olursunuz ya da terör örgütünün” demişti.

Bu açıklamadan sonra Yüksek Öğretim Kurumu şu açıklamasında şu vurguları yaptı: “Bir grup akademisyen tarafından yayımlanan devletimizin, Güneydoğu’da sürmekte olan teröre karşı mücadelesini ‘katliam ve kıyım’ olarak niteleyen bildiri, tüm akademi camiasını zan altında bırakmaktadır. Teröre destek veren kişinin mesleği ve statüsü hiçbir demokratik ülkede kişiye imtiyaz sağlamaz, teröre destekçiliği hiçbir şekilde hafife alınamaz.”


“Vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak devletin en temel görevidir. Bu bildiri ile ilgili olarak hukuk çerçevesinde gereği yapılacaktır. Rektörlerimiz ve Üniversitelerarası Kurul ile bu konuyu görüşmek üzere toplanacağız.”


Bu açıklamanın bütün akademik çevreleri zan altında bırakması mümkün değildir. Çünkü açıklamanın altında imza atanların tek tek isimleri bulunmaktadır. Üstelik bu imza sahipleri YÖK’ün kuruluş mantığına karşı çıkarak birer üniversiteli akademisyen gibi davranarak düşüncelerini açıklamışlardır. İnsanların fikirlerini açıklamalarının en beklenen yeri de şüphesiz üniversitelerdir. Oysa YÖK bir kez daha yaptığı bu açıklama ile özgür, özerk üniversite yaklaşımından çok yürütmenin emrinde hareket ettiği ispatlamış oldu. Bu durum da YÖK’ün Yok olmasını isteyen akademisyen ve öğrencilerin ne kadar haklı olduğunu göstermektedir. YÖK’ün bu yapısı ile yürüyemeyeceği dönem içerisinde İktidar partisi tarafından da dile getirilmiş ancak daha sonra YÖK’ün kaldırılıp Yok edilmesi için girişimde bulunmamıştı.


Hatırlatılması gereken bir husus da şudur ki akademik ünvanı olan YÖK üyelerinin ülkenin vatandaşlarını ayırma ve dışlama gibi bir görevi bulunmamaktadır. Aksine ne olursa olsun gerçekleri bilimsel ve tarihsel gerçekleri dile getirmeleri temel görevleridir. Gerçekleri dile getirme yerine güçlünün yanında taraf olma, barıştan yana olma yerine savaştan yana tavır koyma ise akademik ünvanı olan hiçbir kesime yakışmaz.