Bu hafta sonu üç milyondan fazla gencimiz kendilerine daha iyi bir gelecek temin etmek veya istedikleri mesleği elde etmek amacı ile zorlu bir sınava girdi. Bu sınav şüphesiz bir yıllık veya bir dönemlik emeğin ürününün beklendiği bir sınav değildi. Ta ilköğretimden başlayarak süre gelen ve bu sınavla yeni bir istikamete giren bir gelecek hesaplanması…
Hafta sonu gerçekleşen sınavın ne demek olduğunu isterseniz biraz yakından irdeleyelim. Türkiye gelirinin kaymağını alan kesimi dışarda tutarsak ki bunların çoğunluğu çocuklarını zaten söylemde karşı çıktıkları lakin hiç ayrılmadıkları batı ülkelerinde okutuyorlar, genelde fakir ve orta halli dediğimiz insanların daha iyi bir gelecek için çocuklarını okutup meslek sahibi yapmak için üniversite yollarını aşındırma yollarından biri ve de belki de en önemlisi bu sınavdan geçmektedir. İyi bir eğitim ve iyi bir meslek hem kariyer hem karın tokluğu anlamına geldiği için fakirin elindeki tek sınıf değiştirme şansı ne yazık ki böylesi yolları dayatıyor.
Altı yaşında başlayan eğitim maratonu 12 yıllık zahmetli bir yolculuktan sonra gelip YKS denilen canavarın önünde duruverir. Aileler gözlerinden sakındıkları çocuklarını bu zorlu maratona hazırlamak için daha okula başladıkları ilk andan itibaren telaşa başlamışlardır bile. İyi bir okul, iyi bir öğretmen, iyi okul kaynak kitapları çocuğu geleceğe hazırlarken aynı zamanda robotlaştırıyor da. Varsa yoksa okul ve başarıya kilitlenen aileler bunun ne anlama geldiğinin elbette farkındadırlar. Zorlu bir başlangıç eğer semeresini verir de başarılı bir şekilde sonuçlanırsa belki ileride daha rahat ve huzurlu bir hayat söz konusu olabilir diyedir bu telaşın tamamı.
Yenmez yedirilir, giyilmez giydirilir, okunmaz okutulur ki çocuk ileride ele muhtaç olmasın ve kendi ayakları üzerinde durabilsin diyedir.
İş ebette istemekle olacak gibi değil. Bizim eğitim sistemiz ki aksaklıklarını şimdilik bir kenara bırakıyoruz, ne yazık ki kişiyi başarı eğilimine ve yeteneğine göre değil genel anlamdaki taleplere göre yönlendirmekte ve zorlamaktadır. Çocukta sporcu yeteneği var ama biz onu matematikçi olarak yetiriyoruz, doktor olmak istiyor, bilimsel çalışmayı istiyor biz onu beden eğitimi hocası yapma gayreti gösteriyoruz. Resim ve müziğe yeteneği var yok kardeşim illaki doktor olacaksın diyoruz. Bu çatışmadan çoğunlukla ailenin egemen gücü galip geliyor. Çocuklar istedikleri okula ve mesleğe değil istenilen okula veeğitime yönlendiriliyorlar. Bunun sonucunda herkesin eğer başarılı olurlarsa biri resmi biri de kendi isteği olan iki mesleği oluveriyor. Zaman zaman duymuşsunuzdur birçok sanatçının doktorluk, diş hekimliği gibi mesleklerden geldiği açıklanıyor ve genel olarak insanlarımız bunun nedenini anlamakta güçlük çekiyor.
Bu işin ailelere de külfetli bir yükü var elbette. Çocuklarını sınav maratonuna hazırlamak için yaşam kaynağı olan gelirlerinin büyük bir bölümünü eğitime ayırmak zorunda kalıyorlar. Tatil, iyi bir giyim, iyi bir beslenme çocuğun geleceği için feda ediliyor.
Ve bütün bu sıkıntıların aşılması ve istenin sonuca ulaşılması için Çin seddine benzer bir duvarı aşmak zorunda kalınan gün gelip çatıyor. Üniversite giriş sınavı! Diğer namı ile YKS. Hayal mi, gerçek mi karşılaştırılmasının yapılacağı an. On iki yıllık emeğin sonucunun alınacağı zaman. Süre yaklaşık olarak üç saat. Yaptın yaptın, yapamadın kaldın öbür seneye. Sınava girenlerin sayısı her yıl katlanarak artıyor. Bir milyon, ikimilyon, üç milyon ve devam edecek. Alınanlar ise sınırlı açık öğretim kontenjanları dahil toplamda bir milyon öğrenci.Bunların içinde okulu bitirdiğinde meslek sahibi veya iş bulma umudu olanların sayısı ise ilk üç yüz bine girebilmeyi başaracak olan öğrenciler! Yani sınava girenlerin onda biri. Yani üç saat içinde başına herhangi bir iş gelmemiş veşansı yaver gitmiş olan kesim. Ya diğerleri? Ya o an için kendini iyi hissetmeyenler? Ya hasta olanlar?Ya morali iyi olmayanlar? Ya gününde olmayanlar? Onlara geçmiş olsun. Sadece bu değil bütün eğitim hayatı boyunca başarı olan ancak kısacık sınavda bu başarısını zamana sığdırmayanlara ne demeli?
Sonuç olarak 12 yıl boyunca verilen emeğin başarılı sonucun üç saatlik bir sınavla sınanmamalıdır. Öğrencilerin okuldaki sürekli başarıları göz ardı edilmemelidir. Sınavların yaygınlaştırılması her sene yapılacak birer sınavla veya birden fazla sınav yaparak başarı ölçülmeli bir. İkincisi ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlar önceden belirlenmeli ve okulu bitirdiğinde mesleklerini yapamayacak insanların heba olmamaları sağlanmadır. İhtiyaçtan fazla sırf istatistiki rakamlar şişsin diye öğrenci alınırsa sonuçta şimdiki gibi eğitilmiş işsizler ordusuna sahip oluruz. Özetle akademik bir öneri sunmuyoruz mevcut sitemin yanlış olduğunu veyetkililerin bunu değiştirmesini talep ediyoruz o kadar...