En son okuduğum kitap “Ha wer delal”.
Avesta’dan yeni çıktı.
Hüseyin Demirer yazmış; Eminê Perixan’ın oğlu.
İlk gününden başlayarak “Remmî”leri ve aşiretin son parlak yıldızı olarak gördüğü babası Emin’i anlatmış. Zamanında devletin derinliklerine uzanan güçlü kollarıyla bölgesinde ikinci bir yerel şefe izin vermeyen Eminê Perixanê, devlete verdiği sınırsız hizmete karşılık sonunda her Kürdün kaçınılmaz yazgısından kurtulamaz; Bir idam mahkumu gibi Siirt yoluna düşürülüp “Xerapbajar” mıntıkasında bir arnawut askerin kurşunuyla son bulur yaşamı..
Hep güler yüzüyle anımsayacağım Sadi’yi de bilirdim elbet, fakat Remmî’lerden tanıdık olarak en yakın dostum Salih’ti.
Yıllardır onunla yoldaştık. Ben Kozluk’ta olduğum o da köye daha fazla zaman ayırdığı için son zamanlarda pek görüşemiyorduk. Fakat “Hawer delal”ı onunla şöyle bir derinliğine tartışmak için de sabırsızlanıyordum. Sarsıcı bir aşiret öyküsü çünkü. Bir de ondan dinleyerek daha bir zenginleşmeyi düşünüyordum.
Olmadı, olmayınca olmuyor demek ki..
Neredeyse tüm Batman’ın yığıldığı mezarlıkta hadiseye ilişkin herkes bir yorum tıkanıklığı yaşarken ben, Sevgili Salih ve diğer üç güzel insanın “acı”dan öte olan olan trajik sonlarını sanki aileleriyle olan “acılı kader”in son bir halkası gibi görüyordum.
Ne garip nihayet!
Yazgının “kesinliği”ni vurgulayan iyi ki mezar taşları var da bir teselli buluyoruz.
Diğerleri gibi sizler de unutulmayacaksınız.
Yıldız yağmurları üstünüzden eksik olmasın, ışıklar içinde olun.