YAZ YİYECEK VE İÇECEKLERİ

Abone Ol

Yaz mevsimi bolluk berekettir.

Her türden meyve, kavun, karpuz.

Öte yanda çeşit çeşit dondurmalar.

Yaz serinleticileri gazozlar…

Ağız tadımız alışmış tatlı yemeye.

Karpuzun bir dilimiyle yetinmiyoruz.

Genel alışkanlıktır.

Akşam yemeğinden sonra sofraya meyve sinisi gelir.

İsteyen istediği kadar yer.

Her şeyde şeker var.

Şeker dediğimiz şey tıp literatüründe glikoz olarak adlandırılır.

Glikoz, insan vücudunun ana enerji kaynağıdır.

Kandaki glikoz miktarı, kan şekeri seviyeleri ile gösterilir.

Kan şekeri 110 olarak ölçüldüğünde bu kan şekeri seviyesidir.

Yemek yediğimizde şeker (glikoz) vücudumuza girer ve vücut hücrelerimize taşınır.

Yüksek kan şekeri (hiperglisemi), genellikle insan vücudunun glikozu düzgün bir şekilde işleyememesi veya yeterli miktarda glikoza sahip olmaması durumunda ortaya çıkar ve bu durum erişkin şeker hastalığı (diyabet) olarak bilinir.

Durum ne kadar uzun sürerse, özellikle böbrekler, kan damarları, gözler ve sinirler olmak üzere farklı vücut bölümlerine verilebilecek hasar o kadar büyük olur.

Bu durumdan muzdarip kişilerin kan şekeri seviyeleri, aşağıdakiler gibi çeşitli faktörlerle ilişkilidir:

Egzersiz eksikliği (hareketsizlik),

Yüksek stres seviyeleri,

Soğuk algınlığı gibi çeşitli hastalıklar,

Dehidrasyon (insanın dilinin damağının kuruması),

Aşırı yemek yeme,

Kortizonlu ilaçlar.

Ayrıca, çocuklar ve genç yetişkinler de ergenlik veya gençlik dönemlerinde hiperglisemi atakları yaşayabilirler.

Bu durumda sabah uyanır uyanmaz parmak ucundan şeker ölçümü yapılmalı.

Bu ölçümde şeker seviyeniz yüksekse, bu mutlaka diyabet hastası olduğunuz anlamına gelmez; bu sadece diyabetin belirtilerinden biridir.

Şekeri yüksek ölçülen bazı kişilerde buna işaret eden herhangi bir semptom yoktur.

En sık görülen yüksek kan şekeri belirtileri:

Sık ve gece idrara çıkma,

Bulanık görme,

Ağız kuruluğu,

Konsantrasyon eksikliği,

Tekrarlayan enfeksiyonlar,

İktidarsızlık,

Yara iyileşmesinin yavaş olması,

Yorgunluk ve halsizlik,

Sürekli susama,

Kuru ve kaşıntılı cilt,

Sürekli açlık,

Aşırı karın yağı ve kilo artışı,

Sinir sistemi rahatsızlıkları.

O halde ne yapalım?

Öncelikle kan şekerini ani yükseltmeyen yiyecekler sofraya gelmeli.

Biz bunu glisemik hesap ile düzenleyebiliriz.

Basit glisemik indeksi, gıdalardaki kan şekeri seviyesini artıran karbonhidrat sayısını gösterir ve 0 ile 100 arasında değişebilir.

Düşük glisemik indeksine sahip ve kilo vermenize yardımcı olacak gıdalar tercih edilmeli.

Mesela glisemik indeksi 0 ile 54 arasında olan gıdalar düşük glisemik indeksli gıdalardır.

Bunları günlük olarak tüketmelisiniz.

1 yumurta - 0,

1 su bardağı brokoli - 10,

1 orta boy sarı soğan - 10,

1 su bardağı ceviz - 15,

1 su bardağı kiraz - 22,

1 su bardağı kaju fıstığı - 22,

1 su bardağı yoğurt - 23,

1 su bardağı barbunya fasulyesi - 31,

1 bardak domates suyu - 38,

1 orta boy elma - 38,

1 su bardağı spagetti - 42,

1 su bardağı yeşil üzüm - 46,

1 büyük havuç - 47,

1 orta boy portakal - 48,

1 büyük greyfurt - 50,

1 büyük muz - 52,

1 su bardağı bezelye - 54.

Orta glisemik indeksli (55-69) yiyecekler ise:

1 su bardağı pirinç – 64,

1 yemek kaşığı bal - 55,

1 porsiyon makarna ve peynir - 64.

Yüksek glisemik indeksli (GI) gıdalar 70 ile 100 arasındadır.

Ölçüsüz tüketildiğinde ciddi sağlık sorunlarına neden olabilirler.

Bu gıdalardan olabildiğince kaçının!

1 dilim normal beyaz ekmek - 70,

2 su bardağı patlamış mısır - 72,

1 orta boy fırınlanmış patates - 85.

Eğer yüksek kan şekeri seviyelerini gösteren yukarıdaki bu belirtilerden herhangi birini yaşıyorsanız, işler karmaşıklaşmadan önce sağlıklı bir dengeyi koruyabilmek için diyette gerekli değişiklikler yapılmalı.

Başka bir şey daha yapılmalı:

Yemek sonrası kan şekeri yükselmesini ortadan kaldırmak için sıkı bir egzersize ihtiyacınız yok.

Sadece iki dakikalık bir yürüyüş bile kaslarınızın, insülini tamamen atlayarak glikozu emmesini sağlayan biyolojik kapıyı açar.

Her yemek tüketildiğinde sindirim sistemi karbonhidratları glikoza dönüştürür ve bu glikoz kan dolaşımına karışır.

Genellikle vücut, hücrelere bu şekeri emmeleri için sinyal vermek üzere insülin hormonuna güvenir.

Yemek sonrası yürüyüş sırasında kasılan iskelet kasları acil enerjiye ihtiyaç duyar.

Bu talebi karşılamak için kas hücreleri, şeker taşıyıcı yapıları hücre zarlarına taşır.

Bu işlem, aktif kasların insüline ihtiyaç duymadan glikozu doğrudan kan dolaşımından almasını sağlar.

Kaslar tıpkı metabolik bir sünger gibi davranır.

Kaslar yemekten sonra doğal olarak oluşan yemek sonrası glikoz yükselişini azaltır.

Zamanlama, bu metabolik cevapta kritik bir değişkendir.

Kan glikoz seviyeleri genellikle yemekten 30 ila 90 dakika sonra zirve yapar.

Yemekten sonra 15 ila 30 dakika içinde hafif bir yürüyüşe başlamak, yükselen kan şekeri dalgasını engeller ve ani bir yükselişi ve ardından gelen, genellikle halsizliğe neden olan -halk dilinde mayışmak- “şeker düşüşünü” önler.

Bu etkiyi tetiklemek için gereken fiziksel efor minimum düzeydedir.

Araştırmacılar, sadece iki ila beş dakika süren hafif bir yürüyüşün bile, uzun süreli oturmaya kıyasla kan şekeri seviyelerini önemli ölçüde düşürdüğünü buldu.

Bununla birlikte, maksimum glikoz emilimi için 10 ila 15 dakikalık orta tempolu bir yürüyüş oldukça etkilidir.

Şeker hastası bireyler için bu rutin, aşırı çalışan pankreas üzerindeki yükü doğrudan hafifletir.

Normal metabolik fonksiyona sahip olanlar için bile günlük glikoz (kan şekeri) dalgalanmalarının büyüklüğünü azaltmak, kan damarlarını oksidatif stresten (hücresel hasar) korumaya ve sistemik iltihabı sınırlamaya yardımcı olur.

Yemekten hemen sonra yapılan yoğun egzersiz, kan akışını mideden uzaklaştırıp sindirimi bozabileceğinden, glikoz yönetimi için biyolojik olarak en uygun olan yavaş ve sakin bir tempodur.