YASAMA DOKUNULMAZLIĞI

Abone Ol

Yasama dokunulmazlığı siyasilerin suçlayıcı tavırları ve oluşturulan kamuoyu baskısı sayesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına sunulan teklif ile yeniden gündemimize oturmaya başladı.

Her ne kadar meclise sevk edilmek üzere başbakanlığa sunulan yüzlerce fezleke bulunmakta ise de meselenin Halkların Demokrasi Partisi milletvekillerinin yargı önünü çıkarılması olduğunu artık anlamayan ve bilmeyen yok.

Hükümet kanadı her ne kadar dokunulmazlık meselesinin hassasiyetinin farkında olsa da oluşan ortamda adım atmak zorunda kaldı. Çünkü gerek cumhurbaşkanının istek ve dayatmaları gerek ise AKP içinde bulunan bazı milletvekilleri ile MHP milletvekillerini tavırları bu durumu gözler önünü sermektedir.

Bu güne kadar Türkiye’de 40 civarında dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili bulunmaktaydı. Kaldırılan bu dokunulmazlıkların çok hassas süreçlerle ilgili olduğunu da belirtmek gerekmektedir. Lakin doksanlardaki DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması ile şimdi gündeme gelen HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkları meselesi doğrudan doğruya Türkiye’deki Kürt meselesi ile alakalı olduğunu kayıtlara geçirmek gerekiyor.

Başından beri dokunulmazlıkların kaldırılması meselesinin mevcut yaklaşım tarzı ile doğru olmadığını aktarmaya çabalıyoruz. Çünkü bu yaklaşım tarzı ile dokunulmazlıkların kaldırılması demek siyaset yolunun “hendeklenmesi” demektir. Bu dokunulmazlıkların kaldırılması meselesi daha önce denenmiş lakin bir sonuç vermemiştir. Aksine mesele daha da büyüyerek çetrefilli hale gelmiş ülke bu durumu izah etmekte zorlanmıştır.

Türkiyenin demokrasi karnesi dokunulmazlıkların kaldırılması durumunda bir kez daha kötü notlarla dolacaktır.

Dokunulmazlık meselesi intikam ve siyaseten hesap sorma şekline dönüşmemeliydi. Belli bir kesime veya siyasal partiye yönelik değil genel bir düzenleme şeklinde ele alınmalı ve değerlendirilmeliydi.  Lakin Türkiyenin gerçekleri bu yaklaşımlara ne yazık ki pek uyumlu değil. Bizzat başbakanın deyimi ile kürsü dokunulmazlığı dışında dokunulmazlıkların kaldırılması durumunda Türkiyede siyasi kriz çıkma olasılığı mevcuttur!

Bu kriz elbette hükümetin bu sandalye çoğunluğuna rağmen kendi içindeki hassasiyetinden doğuyor. Yargı içindeki bir takım yapılanmalar nedeniyle hükümetin düşürülmesi ihtimali gerekçe gösterilerek genel bir dokunulmazlığın kaldırılmasından çekinilmektedir.

Eğer dokunulmazlık meselesi sadece HDP milletvekillerine yönelik değil de bakanları da içine alan bir yaklaşım ile ele alınacak ise risklerine rağmen bu yaklaşıma sıcak bakma olasılığı vardır. Lakin hükümet kanadı bu yaklaşımdan uzak. Çünkü bakanların yargılanması durumunda 17-25 Aralık soruşturmaları nedeniyle sıkıntıların çıkma olasılığı olabilir endişesi var.

MHP zaten mesele Kürt siyasetçileri olunca kılıcı kuşanan taraf oluyor. İstekleri de HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının öncelikle ele alınmasıdır.

Şimdiki teklif anayasa değişikliği ile dokunulmazlıkların kaldırılmasına yöneliktir. Anayasa değişikliği için 367 oy gerekmektedir. Lakin iktidar partisi AKP’de bu sayıda milletvekili yok. Toplayacağı sayı 316. MHP desteklediği takdirde de yeterli sayı yok. Lakin ikisinden çıkacak olan toplam sayı konuyu referanduma götürecek düzeyde olacaktır. Eğer CHP bu teklife mevcut haliyle destek verirse o zaman anayasa maddesi eklemesi ile dokunulmazlıklar kalkacak ve HDP milletvekillerine yargı yolu görünecektir.

Bu yargılamalar başladığında milletvekillerinden ismi belirlenenlerin tutuklama ile karşı karşıya kalma ihtimalleri yüksektir. Ve bu durum bizi tekrar siyaset alanında sil baştan doksanlara geri götürecektir.

O dönemde (3 Mart 1994) ceza alan DEP milletvekilleri on yıl cezaevinde yattıktan sonra çıkıp siyasete devam etmişlerdi. Leyla zana, Selim Sadak, Ahmet Türk, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Mahmut Alınak, Sedat Yurttaş, Sırrı sakık gibi isimlerin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve verilen cezalar sorunun bitmesine neden olmadı. Tam aksine bu isimlerin neredeyse tamamı cezaevinden çıktıktan sonra tekrar siyasete girdiler ve Türkiye’de siyaset yaptılar. Belediye başkanı olarak, milletvekili olarak.

Şimdi aynı senaryo tekrarlanmak isteniyor. Bu tekrardan da bir sonuç çıkmayacağını aksine bunca yıl içerisinde atılan olumlu adımların heba olmasına neden olacağı açıktır. Üstelik ortadoğudaki konjektörel durum DEP milletvekillerinin döneminden çok daha farklı bir durumda.

Mesele sadece bununla da bitmiyor. Başta da vurgulamak istediğimiz gibi bu adımlar sorunların siyaset yolu ile ve meclis çatısı altında konuşularak çözümlenmesine olan inancı ortadan kaldırıyor. Buda sorunların siyaset dışı yollarla çözümüne giden yolun açılmasına neden oluyor ki bu yol da benimsenmeyen silahla mücadele yoluna gidişatı gösteriyor.

Bu nedenle dokunulmazlıkların bu şekilde kaldırılmasının Türkiyenin yararına olmadığını bir kez daha iktidara hatırlatmakta fayda görüyoruz. Her söylemde sandığı ve halkın tercihini gösteren iktidarın bu yöntemi bu konuda da önermesinde fayda var. Milletvekillerinin görevlerini seçimlerde halk sürdürmeli veya bitirmelidir. Dış müdahale ile bunu gerçekleştirmek halkın iradesini yok saymak olur ki bu da demokrasiye sığabilecek bir adım olarak değerlendirilemez.