YAŞAM HAKKI

Abone Ol
   Yeryüzündeki en temel değer yaşam hakkıdır. İnsanı ayakta tutan, direnmesini sağlayan, mücadele azmi kazandıran olgunun temelinde yaşam isteği ve mücadelesi yatar. İnsanlar ne yaparlarsa daha iyi bir yaşam elde etmek için yaparlar. Özgür, refah içinde, sağlıklı bir yaşam her insanın arzuladığı temel olguların başında gelir. Hele bu olgular bir de huzur dediğimiz olgu ile bütünleşirse istek doruğa ulaşmış sayılır.
Her şey bu anlamda veya yolda yürürken birden birileri kalkıp yaşam hakkınızı tehlikeye atacak kararlar alırsa ne yaparsınız?
Gerekçe ne olursa olsun bunu kabul etmeniz mümkün değildir. Böylesi bu duruda ya koyun gibi boynunuzu bıçağın altına uzatırsınız ya da direnirsiniz. Yaşamak için alınan kararlara karşı çıkmanız gerekirse karşı koymanız gerekir.
Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen İnsan Hakları evrensel Beyannamesinin üçüncü maddesi şöyledir;
Madde 3 -Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.
Bu maddeyi evrensel beyannameyi imzalayan bütün ülkeler kabul etmiştir. Evrensel beyannamede olsun veya olmasın insanların ölümüne neden olan kararları kabul etmenin imkânı yoktur. Gerekçeler her ne kadar güç odaklarının korunmasına yönelik istisnalar taşısa da göz göre göre ölüme evet demek mümkün değildir.
Ulasal güvenlik, kamu güvenliği, Kamu düzeni yararına, kamu sağlığı ve ahlakı veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçları ile uluslar arası düzeyde kabul edilebilen özgürlüklerin kısıtlanması vakaları meşru olarak geçici süreli olması kaydı ile kabul edilebilir bir olgudur. Ancak görüldüğü gibi bu gerekçeler bile yaşam hakkını ortadan kaldırmayı öngörmemektedir.
Şimdi nereye varmak istediğimi merak ediyor olabilirsiniz? Hemen cevaplayayım. Ülkemizde son dönemde Devletin aldığı örtülü savaş kararı ve PKK’nın cevaben açıkladığı meşru savunma hakkı meselesi nedeniyle insanların yaşam hakları tehlike altına girmiş bulunmaktadır.
İşte tam bu noktada durup yaşam hakkımızı savunmamız gerekmektedir. Yaşam hakkımızı savunmamız demek çatışmaya başlayan güçlere “durun çatışmayın, çatışarak hem kendi güçlerinizin hem de bizim yaşam hakkımızı tehlikeye sürüklüyorsunuz” dememiz gerekir. Bu konuda duyarlı olmak zorundayız aksi takdirde en temel hakkımız elimizden bir anda kaybolup gidebilir. Bulanık suda haklarımızı aramaya başlarız ki bu da çok zor olacaktır.
Dikkat ederseniz kimin haklı, kimin haksız olduğunu vurgulamaktan ziyade temel bir insanı haktan bahsetmeyi uygun görmekteyim. Yöneticilerin görevlerinin başında kendi vatandaşlarının yaşam haklarını koruma altında tutmak gerekmektedir. Vatandaşlarınızı kategorileştirerek veya kategorileştirilmesine zemin yaratarak ülkeyi yönetmeye kalkışırsanız vatandaşlarınızı karşı karşıya getirmiş veya getirilmesine zemin hazırlamış olursunuz ki bu sonun başlangıcı anlamına gelir.
Birbirlerini tanımadıkları(!) halde, birbirleri ile çatışanların durumuna ve açıklamalarına baktığınızda tam anlamıyla bir savaş psikolojisi ile hareket edildiğini görmekteyiz. İstatistikî rakamların durumu olayın vahametini gizleyememektedir. Kimin kimden daha fazla sayıda insan öldürdüğünden ziyade kaç insanımızın öldürüldüğüne bakmamız lazım. Kimin ne için kimi öldürdüğüne bakmamız lazım.
Ve biz bu ölümleri tasvip etmiyorsak eğer, üzerimize düşen görevleri yerine getirmemiz lazım. Kim kime daha yakınsa “yapmayın kardeşim” demesi lazım.
Bizim egemenlik haklarımızı koruma adına
Bizim kültürel veya siyasal haklarımızı korumak adına
Ne kendinizi nede bu halkın evlatlarını artık üzmeyin lütfen. Savaşmayın. Savaşmak için harcadığınız enerjiyi barışmak için bize biraz huzur vermek için harcayın. Barışın ki size inanalım, güvenelim…
Kürt sorunundan kaynaklanan başkaldırıyı 28 kez bastırmak 29. Ayaklanmayı önleyebildi mi?
Kürt sorununda 28 kez denenen yöntem 29. Kez denemeyi önleyebildi mi?
Cevap hayırdır.
Daha fazla ölümlerin olmaması için, yaşam hakkının ihlal edilmemesi için herkesi çaba göstermeye çağırıyoruz.