YARGIDA KARGAŞA

Abone Ol
17 Aralık operasyonundan sonra yürütme ile paralel yapı olduğu belirtilen Gülen cemaati arasındaki çekişme veya mücadele kamusal alanda olsun sivil alanda olsun kıyasıya devam ediyor.
Başbakan, kellesine yönelik operasyon peşinde olanlara tüm gücü ile cephe açmış durumda. Öyle görünüyor ki başbakanın sahip olduğu bilgiler kamuoyunun sahip olduğu bilgilerden oldukça fazla ve detaylı. Hal böyle olunca tedbiri ne kadar sıkı alması gerektiğini biliyor ve ona göre davranmaya çabalıyor.
Bürokrasi ve diğer alanlardaki çekişmeleri ve değişiklikleri anlamak mümkün. Ancak yargıda süren çatışma ne yazık ki yerine kargaşaya bırakmış durumda.
Öncelikle belirtmek gerekiyor ki yargıdaki bu olağanüstü yer değişiklikleri ile görev değişiklikleri bu organın mensupları tarafından iyi değerlendirilmiyor.
Bunun iki türlü açıklaması var. Birincisi yürütmenin yargı üzerinde bu şekilde tahakküm kurmasını doğru bulmuyorlar. İkincisi yürütmenin yargıya bu şekildeki müdahalesinin kuvvetler ayrılığı ilkesi ile bağdaşmadığını ve tarafsız ve bağımsız yargı imajının zedelendiğini düşünüyorlar.
Yargı alanının toplumun en hassas olduğu alanlardan biri olduğu açık. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki uygulamaların tarafsızlıkla yürütülmediği eleştirileri özel yetkili mahkemelere ve yasalara bağlanıyordu. Bunun ucu ise Kürt sorununa dayandırılmaktaydı. Bu nedenle Türkiye kamuoyu bu bölgelerdeki yargı mekanizmasının adalet dağıtma yöntemi konusunda pek duyarsız davranmaktaydı. Aynı yöntemler Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda ülkenin batısına doğru kaydırılınca işin aslı ortaya çıkmaya başladı. Ve özel düzenlemelerin aslında adalet dağıtma konusunda çok da adil davranmadığı fikri ön plana çıkmaya başladı.
Bu durum karşısında pek sessiz duran iktidar cephesi işler istediği gibi gittiği sürece olup bitene karşı kulağını tıkamayı büyük meziyet saydı. Gelen eleştirileri ve çıkan nidaları duymazlıktan geldi. Gelen talepleri ise ülkenin ve milletin birlik ve beraberliğinin korunması şemsiyesi ile bertaraf etmeyi bildi.
Ta ki işin ucu kendisine dokunana kadar.
Ne zaman ki yargı başta olmak üzere kamusal alana ekiplerini sızdıranların talepleri karşısında zorlandı işte o zaman dur demeye yeltendi. Bu dur demenin de karşılığı gecikmedi. Yıllardır bütün alanlarda gereğini yerine getirenler hükümete de okkalı bir operasyon yaptı. Bu operasyon her ne kadar hükümet ve başbakan kabul etmese de hükümetin sarsılmasına neden oldu. Bu operasyon başbakanın güvendiği bakanlarını koltuklarından etti. Kamuoyuna hükümetin yolsuzluk yaptığını buna dur demeye çalıştıkları aktarmasında bulundu. Ama neden ayrı ayrı yürütülen bu çalışmaların bir anda birleştirilerek ortaya çıkarıldığını izah etmekten yoksun kalınca ve soruşturmayı yürüten savcılar farklı çıkışlar yapınca kamuoyu sızdırılan bilgilerin bilinçli yapıldığını amacın hükümete ve siyasal istikrara saldırı olduğu algısına daha çok itimat etmeye başladı. Yani yargının yanında olma yerine hükümetin yanında olmaya devam etti. İlk vuruşta hükümeti nakavt edemeyen cemaat sarsılıp kendine gelen başbakan tarafından örgüt olarak kamuoyuna deşifre edildi. Fethullah Gülen Hoca Efendi artık örgüt lideri olarak tanıtılıyor. Ne kadar kızsa da ne kadar beddua etse de bu sonuç değişmiyor.
Bu çatışmanın en yoğun yaşandığı alan ise güvenlik ve yargı alanı oluyor. Cemaate yakın oldukları düşünülen polis ve yargı mensupları ciddi bir yer ve görev değişikliğine uğruyor. Bunun memlekete yarar mı zarar mı getireceğini hep birlikte göreceğiz. İnsanın kendi kazdığı kuyuya düşmesi böyle bir şey olsa gerek.