Irak’ın sonunu getiren meseleyi hatırlayanlar bilirler ancak olur da hatırlatmayanlar varsaa bir hatırlatalım. Saddam Hüseyin yani Irak devlet başkanı her şeyin hakimi ve tek kişisi, İranla yıllarca sürdürdüğü savaş nedeniyle ABD’nin desteğini almış ve kendini oldukça güçlü bir lider olarak görmeye başlamıştı. Arap dünyasının liderliğine oynayan bir diktatör olarak görevini sürdürüyordu. İşte tamda böyle güçlü ve güçlü destek alan bu adam pohpohlandı ve yüzü Kuveyt’e döndürüldü. Ufak tefek sorunlar büyütüldü ve anlaşmazlık artı.
Ordusuna, hava kuvvetlerine, kimyasal silahlarına ve arkasındaki ABD gücüne güvenen Saddam Hüseyin Kuveyt’i Irak’ın 19.Eyaleti olarak ilan etti ve ilhak etme girişimi başlattı.
Bu adımla hem toprakları artacak, hem Kuveyt’in zengin petrol yataklarına sahip olacak hem de gücüne güç katacaktı ama öyle olmadı. Yanlış hesap ABD’den döndü.
Bırakalım 19. Eyaleti dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da oldu ve hem kendisi gitti hem de ülkesi bataklığın içine girerek bölündü.
Buna benzer bir olayı Suriyede de görüyoruz. Beşar Esat ve yönetimi kendini yaşatma çabaları çerçevesinde elinden gelen gayreti gösterdi aslında. Türkiye’den bir ordu komutanı sınıra kadar teftişe çıkınca büyük güçlerin de tehdidi ile farklı adımlar attı. Dış politikasında değişikliğe gitti ancak bu onu zor durumda bıraktı. İran ve Rusya desteği olmazsa çoktan ipte sallanır olacaktı. Halen ne kendisinin ne de ülkesinin kaderi belli.
Libya lideri Muammer Kaddafi de ülkesinin tek hâkimiydi. Vatandaşlarına yapmış olduğu hizmetlerin haddi hesabı olmasa da sonuçta bir diktatördü ve sonunda halkı tarafından öldürüldü.
Özetle bu ve benzeri örneklerde olduğu gibi bir ülkede tek başına olmak, tek lider olmak, tek hakim olmak bazen yeterli olmuyor. An geliyor bu liderler kendilerini kurtarmak için halklarının üzerine bombalar yağdırıyorlar ve bu bombalar sonuçta onları hem hâkimiyetlerinden, hem iktidarlarından hem de yaşamlarından ediyor. Bu nedenle “ne oldumdan ziyade ne olacağımı” düşünmek tek başına hükümran olmak isteyenlerin üzerinde hassasiyetle durmaları gereken bir konudur.
İnsanız her ne kadar iyi niyetli olsak da bazen hata yapabiliriz.
Bazen mantığımızın değil de duygularımızın esiri olup yanlışlıklarda ısrarcı da olabiliriz.
Lakin bu iş fazla uzamaya başlarsa hem ülkeye hem vatandaşa zarar vermeye başlar.
Ve öyle bir an gelir ki son pişmanlık para etmez ve yapılan hatayı daha büyük bir hatayla kapatmaya çabalarız ki bunun sonu da felakettir.
Bu ülke bir seçim geçirdi. Kabul etmeliyiz ki bu seçimler sırasında liderler hata yaptılar. Cumhurbaşkanı bulunduğu makamdan ülkeyi adaletli ve sağlıklı bir seçime yönlendirme yerine Anayasadaki tarafsızlık konumunu ihlal ederek taraf oldu ve İktidar partisini destekledi. Lakin bu desteğe rağmen vatandaş tercihi farklı kullandı ve Türkiyenin bir dönem de koalisyon hükümeti ile yönetilmesini uygun gördü.
Bu sonuçlar karşısında oturup halkın tercihine saygı duyulması gerekirken bu sonuçlar üzerinden insanlarımızın sağ- sol kamplaşmasına yönlendirilmesi çabalarını görüyoruz. Hükümet kurma görevi alan sayın başbakan ne zaman bir karar verme arifesine gelse sayın cumhurbaşkanı etrafına topladığı insanlara hitap ederek başbakanı yönlendirmeye veya durdurmaya devam ediyor. Tabi bu durum da sağlıklı olmuyor. Ülke iki temel sorunu birlikte yaşıyor. Birincisi sayın cumhurbaşkanının açıklamaları ve tavırları sonucunda çözüm için kapı eşiğine geldiğimiz Kürt sorunu yine savaş durumuna geldi.
İkincisi ülkenin temel sorunu olan hükümet kurma meselesi ne yazık ki zaman aşımına bırakılmaya çabalanıyor.
Özetle Sayın cumhurbaşkanı bütün ülkenin gözünün içine bakarak ya benim dediğimi yapar beni başkan seçtirir ve partimi iktidarda tutarsınız ya da ben bu ülkede rahat yaşamanıza izin vermem demeye çalışıyor.
Oysa bu tavır yanlış. Bu davranış her ne kadar vatan, millet, Sakarya edebiyatına dayandırılmak istense de bizler öyle olmadığını meselenin iktidar olma ve başkan olma meselesi olduğunu biliyoruz ve görüyoruz.
Hâlbuki buna gerek yok. Sayın cumhurbaşkanı anayasal sınırlarına çekilerek ülkenin önünü açmakla görevli olmalı. Seçim sırasında yaptığı yanlışı kabul ederek vatandaştan özür dilemeli ve ülkeyi iç savaşa ve dış savaşa sürüklememelidir.
Çünkü gerek çözüm sürecinin askıya alınması ile yaşadığımız çatışmalı süreç ve gerek Suriye konusunda Türkiyenin tezine göre güvenli bölge ya da havuz medyasının deyimi ile 82. İl senaryoları ülkeye bataklığa sürüklemekten başka bir iş değil.
Nasıl ki Saddam 19. Eyalet konusunda ülkesinin başına bela sardıysa bizde de eğer 82. İl sevdalıları varsa bilmelidirler ki bu iş ülkenin başına büyük belalar getirecektir.
Bir hata yapıldı diye bunu sürdürmeye ve daha büyük hatalarla örtbas etmeye gerek yok. Zarardan ne kadar çabuk dönülürse kardır deriz.