YA VATANDAŞIN ADALETİ NE OLACAK?

Abone Ol
Bizim nesil yani yaşları 40-50’ye dayananlar gençliklerini yaşayamadı. Çocukluklarını yaşayamadı ve böyle giderse korkarım yaşlılıklarını da hakkıyla yaşayamadan göçüp gidecek.
Yaşamı yaşanılmaz kılan şüphesiz bu süreçte yaşanan tanıklıklardır. Öyle uygulamalar yaşadık ve gördük ki benliğimiz sarsıldı. Psikolojimiz darmadağın oldu. Kimyamızı bozdular. Kimler mi? Bizi iyi şekilde yetiştirme ve yönetme derdinde olduklarını iddia edenler elbet.
Çocukluk 12 Eylül 1980 darbesinin ayakları altında ezildi. O günlerde gördüklerimiz hala benliğimizi sarsıyor. Gözlerimizi kapattığımızda çocukluğumuzda yaşadıklarımız gözlerimizin önünde…
Bire kâbus…
Ardından gençlik yılları geldi. Varsa yoksa okul derken ortaya çıkan olaylar…
İnsan ölümleri, işkenceler, göçler, açlık, yakılıp yıkılan köyler, dağılan aileler ve ortaya çıkan vicdanı sorumluluklar.
Red ve inkara karşı ölümle ortaya konan varlık mücadelesi..
Çatışmalar, çatışmalar, tutuklamalar…
Sonra bu ortamda egemenlik sağlamak için ortaya konan uygulamalar geldi.
Her şey yasak!
Konuşmak, yazmak, söylemek, haykırmak yasak! Sadece bu kadar değil elbet iş biraz daha ileriye gitti ve düşünmek de yasak oldu!
Görüntüde olanlara bakırsa her şey “devlet için, Yurttaş için, millet içindi” ama bunca eziyeti çeken yine bu millet ve bu devletin evlatlarıydı.
Sonra demokratikleşelim diye yasalarda bir takım düzenlemeler yapılmaya çalışıldı ama uygulamaların mantığı o kadar çığırından çıkmıştı ki ne yaparsan yap dikiş tutturmak mümkün olamadı, olamıyor.
Vatandaşın başına gelenler bu kez devleti idare edenlerin başına gelince durumun vahameti ortayı çıktı.  Terörist demek o kadar sıradanlaşmıştı ki ülkemizde genelkurmay başkanı bile bu sıfattan yakasını kurtaramadı ve içeri atıldı.
Darbe sendromu
İktidar sendromu sonunda bir histeriye dönüştü.
Paralel ve dikey oklar hava da uçuştu. Sonuçta her şey sil baştan dizayn edilmeye çalışılıyor.
Bu ara bütün gözler yargıya kilitlenmiş.
Askerler, siyasiler, bürokratlar kendilerini kurtarma telaşında. Kimin adamı varsa kurtuluyor diğeri içerde kalıyor. Vatandaş derdini anlatacak savcı- hakim peşinde, bazı savcılar ise bazı kesimlere avukatlık yapma derdinde. Kısacası yansıtılmak istenen görüntü alta kalanın canı çıksın mantığına dayandırılmaya çalışılıyor.
Müebbet ile yargılananların bir gün aniden serbest bırakıldıklarına tanıklık yapıyoruz. Bazen de hiç yoktan yıllarca içerde kalmalara.
Adalet gelecekse herkese eşit şekilde gelsin istiyoruz. En ufak bir bürokratik hataya yaşamı zehir edecek cezalar istenirken müebbet alanlar serbest kalıyorsa bir terslik yok mu sizce?