Vahim bir süreçten geçiyoruz.
Her gün fidan gibi delikanlıların
cenazeleri kaldırılıyor.
Her gün analar kanlı gözyaşları akıtıyor…
Anaların gözyaşlarının dinmesine yönelik yaptığımız bütün eleştiriler ve uyarılar etkisiz kalıyor.
Ellerinde silah bulunduranlar sivil
sesleri susturuyorlar…
Komşu ülke Suriye’den ibret dersleri alınmadı.
Ülkemizi karanlık bir geleceğe sürüklüyorlar…
Tüm bu vahim gelişmeler için gerçekten endişeliyiz…
Binmişiz bir alamete, gidiyoruz felakete…
Duruma seyirci kalır ve bir kez daha yapıcı ve yol gösterici değerlendirme yapmayacak olursam, vicdanım rahat etmeyecek. Yüce Allah’a dua ederek sürecin hayra çevrilmesini istiyorum ama bu yetmiyor. Elimde kalem tutuyorsam bir kere daha görüşlerimi ifade etmek isterim.
DARBE GİRİŞİMİNDEN SONRA HUZUR BEKLENTİMİZ VARDI…
Kanlı bir darbe girişimini atlattık.
Ülkeyi çok büyük bir kaos ortamına sürüklemeyi amaçlayan ve uzun yıllar sürebilecek bir iç savaş çıkartmak isteyenler halkın gücü karşısında başarısız oldular…
Darbe girişimi halkın direnişiyle sonuçsuz kaldı.
Darbe girişimini dirençleriyle bastıran halkın huzurlu günler görmesi hakkıydı.
Hepimizin bir huzur beklentisi vardı.
Ne yazık ki Ortadoğu’daki kirli savaşları kapalı kapılar ardında dizayn eden güçler ülkemiz insanlarının huzurlu günler geçirmesini istemediler…
Her gün yeni kaos haberleriyle uyandık, uyanmaya devam ediyoruz…
Önceki gün medyada bir günde bölgemizde hayatını kaybeden insanlarımızın sayısı 136 olarak veriliyordu.
Ne oluyoruz, nereye sürükleniyoruz?
Bu köşede defalarca, her gün tonlarca bombalar patlatan, canlı bombaları ve mayınlı tuzaklarıyla sayısız kadın ve çocuğun da aralarında bulunduğu sivil halkı öldüren örgütü amasız ve fakatsız kınamışımdır.
Ankara’daki canlı bomba ve Dürümlü vahşeti öncesinden bu sürecin yaşanacağını öngörmüştüm. Geçtiğimiz Mart ayında bu köşede Halkların Birleşik Devrim Harekatı adlı yeni yapılanma ile örgütün yeni perspektifine işaret eden yazımdan bir iki paragrafı hatırlatmak isterim: “Hepimizin geleceğini ilgilendiren bu yeni harekat ile ilgili düşüncemi sorumluluğumun gereği olarak değerlendirdiğimde şunu net olarak ifade etmek isterim; bana göre PKK, Kürd halkının ve beslendiği, güç aldığı tabanının yüzde 90’ının bile razı olmadığı bir adım atmıştır. Bir halkın en meşru davasını savunma iddiasında olan ve bunun açık belirtisi olarak yüzleri hep açık olmuş olan bir örgütün, Ortadoğu’nun diğer kimi örgütleri gibi yüzlerini kapatarak karşımıza çıkmasını vahim bir yanlış olarak değerlendiriyorum…
Kandil’de bile yüzlerini kapatma gereği duyan, toplumsal karşılığı bulunmayan, sadece silah ve öldürmeyi esas alan örgütlerle Kürd sorununa çözüm bulunamaz diyorum… Kürd halkının bir ferdiyim. Demokratik yol ve yöntemlerle bu halkın haklarını savunmayı da görev bilirim. Vahşi Kapitalizmin zulüm çarklarına karşı düşünce bazında fikirler geliştiren, bu çerçevede Sosyalizmi, Komünizmi savunanlara da saygılıyım. Kapitalizme alternatif olmak için meşru mücadeleye evet ama silaha hayır. Silahı esas alan yapılar sadece Kürd halkına değil, Türk halkına ve tüm halklara sadece zarar verirler. Bu bol harfli oluşumların silah birliktelikleri sadece kaosa ve daha çok kin ile nefrete neden olacaktır düşüncesindeyim. Çünkü her silah, her patlayıcı daha çok ölümlere ve her ölüm daha çok gerilime ve düşmanlığa nedendir. Pratikte yaşanan gelişmeler de söylediklerimin kanıtıdır. Bu gerçeğin görülmesini diliyorum.’ http://www.batmancagdas.com/bol-harfli-harekat-makale,10892…
Evet, bu yazımdaki tespitlerim ne yazık ki endişelerimde haklı olduğumu gösterdi. Ülkeyi Suriyelileştirme hamlelerini sürdüren örgüt ne yapmak istiyor?
Bir yandan barış, halkların kardeşliği diyor, öte yandan her gün sayısız asker ve polisi öldüren örgüt gerçekten toplumu geri zekalı mı sanıyor? Her gün daha çok asker ve polis öldürmekle mi, yoksa onları yaşatmakla mı halklar birbirine yaklaşıyor? Daha çok öldürmekle halkların kardeşliğinden söz ederken gerçekten zekamızla oynadığınızın farkında değil misiniz?
Bu ölümler ülkeyi daha büyük tehlikelere sürüklüyor…
YENİ BARIŞÇIL HAMLELER GEREKİYOR…
Mevcut iktidar öncekilerden farklıydı. Gelmiş geçmiş tüm iktidarlar soruna güvenlikçi bakışla yaklaşıyor, öldürdüklerinin sayısı ile övünüyorlardı.
Mevcut iktidar ise sorunun daha çok öldürmeyle çözüme kavuşturulamayacağını açıklıyor, Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda toplumu iknada son derece başarılı oluyordu.
Dış güçlerin oyunlarını bozmak için, ‘analar ağlamasın’ diyerek yeni hamleler gerçekleştiriyordu…
Ne yazık ki bir yılı aşkın süredir her gün analar ağlıyor. Her gün ülkenin dörtbir yanında düzenlenen cenaze törenlerinde kanlı gözyaşları akıyor…
Gidişatı kahramanlık edebiyatıyla olumlayamayız. Sorunun çözümüne en ufak bir katkı olsaydı, Vallahi inanılmaz olumlu yorumlar yapacak, bu gidişatı takdir edecektim.
Ancak biliyorum ve görünen köy de kılavuz istemiyor ki gidişat iyi değil. Ülkemiz çok büyük bir gerilimi yaşıyor. Çünkü yangın daha da büyüyor.
Bu yangının söndürülmesi, anaların ağlamaması için kimse öneri sunmayacak mı?
Ülkemiz O.Hal ile idare ediliyor diye hükümete; ‘Eski hükümetlerin yol ve yöntemlerine döndünüz. Analar daha çok ağlamaya başladı’ diyemeyecek miyiz?
Bunu söylediğimizde hükümet karşıtı mı olacağız?
Hayır. En zor dönemlerde doğruları savunma adına çok büyük riskler alarak ve tehditler pahasına; ‘Bu iktidar ifade özgürlüğünün önünü açmıştır’ diye yazılar yazmışsam, beni hükümet karşıtı gibi lanse etmek kimsenin haddine değildir…
Bugün, ‘neme lazım barıştan, kardeşlikten, çatışmalardan, ölümlerden’ diyerek farklı yorumlarlar yazabilir, hükümete şirin görünmek için değerlendirmeler de yapabilirdim.
Ancak ahrete inanan biriyim. Sorumluluk bilinciyle hareket ederken ülkemizin, toplumumuzun ve hatta tüm insanlığın iyiliğini isteyen yorumlar yapmayı inancımın gereği biliyorum. O nedenle hükümete de izlenen politikanın ülkemizi daha vahim süreçlere taşıdığı konusundaki görüşlerimizi sunmaktan çekinmeyeceğim…
Yapıcı ve yol gösterici uyarılar ve eleştiriler önemsenmelidir.
Hiçbir siyasi düşünceyi savunmayan, hiçbir partiye oy vermeyen biri olarak daha yaşanabilir bir dünya ve Batman için çabalarken yapıcı eleştiri yapmayı insani bir görev biliyorum. Susarak vicdanımı köreltemem…
Bir Yazar, “Eleştiri niye değerli biliyor musunuz? Münafık eleştirmez. Aynı sizin istediğiniz gibi konuşur” diye isabetli bir değerlendirme yapmıştı.
Yapıcı eleştirilerle yol göstereceğiz. Sorumluluğu bulunan herkese sesleniyorum; ne olur anaların ağlamaması için yeni hamleler geliştiriniz.
Ülke ve bölge çok gerilmiş. Bu gerilimi azaltmanın yollarını arayalım. Anaların ağlamaması için yeni arayışlar ve çözümler için duyarlı olunuz.