UZLAŞININ ADI: DEMOKRATİK TÜRKİYE

Abone Ol
Sonu veya başı demokratiklikle biten nice proje üretildi bu ülkede. Demokrasinin “D” sine bulaşanlar, demoklesin kılıcı altında ezilip parçalandı, düşünceleri kelepçelendi. Oysa bu ülkeyi kurtaracak olan çözüm mutlak şekilde daha fazla demokrasinin yaşama geçirilmesiydi.
Çekilen bunca eziyet ve cefadan sonra, verilen bunca kayıptan sonra geç de olsa bu gerçekliliğin taraflarca kabul edilmiş olması bizler açısından sevindiricidir. Demokratikleşememe adına verilen emeklerin ve yitirilen değerlerin sayısal verileri ile siz değerli okurlarımızın kafasını bir daha karıştırmak istemiyoruz. Ancak kabul etmeliyiz ki verilen bunca kaybın altında yatan gerçeklik demokratikleşmektense baskı ile sindirme yöntemlerinin uygulanmasıdır.
İkinci cumhuriyet tartışmalarının başladığı dönemleri hatırlayalım. Bu ülkenin aydınları nasıl da ülkeye pazara çıkaran insanlar olarak ifşa edilmişlerdi. Neredeyse ikinci cumhuriyetçiler hain ilan edilecek ve kafaları tez elden koparılacaktı.
Sonrasında demokratik cumhuriyet tartışmaları başladı. Ülke egemenliğinin yegâne sahibi olarak kendilerini görenler bu fikre de pek sıcak bakmadılar.
Cumhuriyetin demokratikleştirilerek ilerlemesi gerektiği fikirleri hep vatan, millet, Sakarya edebiyatı ile bastırıldı. Karşısında ise ulusalcı İttihat ve Terakki mantığı ya da tekçi zihniyet savunuldu. Bu iki fikrin ortak mantığı ise tek bir ulus yaratma ve dayatmaydı. Oysa bu ülke tekliği altında birden fazla halkın yaşadığını ve uygulamadaki mantığın bütün baskılara rağmen tekleştirmeyi başaramadığı pratikleri ile ortadaydı.
Var olan her şeyin yok sayılması ve yeniden adlandırılmasına dayalı sistemin çöktüğü bir türlü görülmek istenmedi.
Şimdi temkinli adımlarla ilerlese de bir umut doğmuş bulunmakta. İktidarda bulunan zihniyet ülkenin demokratikleştirilerek, gerçek renkleri ile temsil edilerek daha da güzelleşeceğini görmüşe benziyor. Bu nedenle çözüme gitme adına adımlar atmaya çabalıyor. Bu çabaların ülkede tek etkili muhalefet olan Kürtler tarafından görülüyor ve kabul ediliyor olması da sevindirici diğer unsur olarak karşımızda duruyor. Çünkü geleneksel zihniyetle silahlı çatışma yöntemi ile mücadele eden güç demokratikleşme adına silahlarını geri çekmeyi kabul ederse ve iktidar da bu anlayışla hareket ederse bu ülkede kanın akması durdurulmuş olacak. 50 binden fazla insanımızın ölmesine neden olan sorunların çözümü siyasi kanallar kullanılarak çözümlenme şansına kavuşacak. Annelerin gözyaşlarının azalmasına ve akmamasına ardından da toplumsal uzlaşma ve barış ortamının yakalanmasına olanak tanınacak.
Bu kez diğer zamanlardan daha umutlu bir şekilde ilerlendiğini düşünmekteyiz. Tarafların direkt görüşmeler yapması ve sorunun adını doğru koymaları çözüme olan umudu da artırıcı olmuştur.
Bu sene Newroz başka bir beklenti ile kutlanıyor. Güçlü bir sahiplenme ve çözüm talebi karşılığında güçlü bir çözüm iradesi buluyor. Abdullah Öcalan kişiliğinde akan kanın nasıl durdurulacağı konusunda halka mesaj veriliyor. Büyük bir fedakârlık istenecek ve isteyen de Kürtlerin kolay kolay “yok” demeyecekleri bir kişi. Öyle görünüyor ki Kürtler bütün kesimleri ile barış konusunda Öcalan’ın ortaya koyacağı fikirlere destek sunacaklar. Bu irade ve destek olunca Kürtler açısından bir sorun kalmıyor gibi ancak ülkenin batı yakasındaki havayı da hükümetin düzeltmesi gerekiyor. İktidarın da bu konuda çaba gösterdiğine tanıklık etmekteyiz.
Çabalar demokratik Türkiye üzerinde yoğunlaşırsa herkesin istediği özgürlüklere kavuşması da mümkün olacaktır. Ya bu ülkeyi demokratikleştirerek beraber yaşayacağız ya da demokratikleşmenin altına ezilip yok olacağız. Bu kadar basit. Bu vebalin büyüklüğünü de varın siz düşünün.