ÜLKEYİ ÇIKAR VE İKTADAR İÇİN HEBA ETMEK

Abone Ol
Demokratik Sistemin oturduğu ülkelerin, iktidar politikalarından ve çıkarcı çevrelerin menfaat savaşlarından fazla etkilenmeden varlıklarını koruduklarını biliyoruz.
İktidarın aynı zamanda çıkar sağlamak için yürütülen mücadelenin bir sonucu olduğunu da biliyoruz. “Ben kendimi hiç düşünmeden yaşamımın büyük bölümünü ülkem ve insanlarım için harcıyorum” diyenlerin iktidarı hedeflemediklerini de çok iyi biliyoruz. Bu insanların bırakalım iktidar mücadelesi içinde bulunmasını elinde güç bulunduranlardan bile uzak durmaya çalıştıklarını biliyoruz. Derviş geleneği bunun en iyi örneğidir.
Durum böyle olunca iktidara gelenlerin beli bir sınıra kadar çıkarlarını savunmalarını, eşlerine dostlarına yardımcı olmalarına, sahip oldukları konumların avantajlarından yararlanmalarına rağmen durumu sükûnetle kabullenmeyi yeğliyoruz.
Ancak;
İnsanın fıtratında bulunan iktidar ve güç sahibi olma isteğini anlayışla karşılamamıza rağmen bu istek eğer ülkenin geleceğine ve toplumun refahına dokunur duruma gelmeye başlıyorsa o zaman toplumun oturmuş ise sistemi, oturmamış ise bizati kendisinin geleceğine sahip çıkması gerekir.
Böylesi durumda dengeyi koruyacak olan erk demokratik toplum ve sistemde yargı erkidir. Sistemin savunuculuğu ile görevlendirilmiş savcılar ve adaletin tecellisini sağlayacak olan yargıçların görevlerini yerine getirmesi beklenir. Koruma kalkanı durumundaki yargı mekanizmasının devreye girmesinden hiç kimsenin gocunmaması gerekir. Çünkü yasama ve yürütmeyi frenleyebilecek sistemi koruma altına alarak toplumun çıkarlarını özel çıkarlara karşı koruyacak olan yargı sistemidir.
Bu nedenle de yargı erkinin ve bu sistem içinde bulunan bütün üyelerin bu hassasiyetle davranmaları beklenir. Sıfır hata ile iş yapmanın mümkün olmadığını elbette biliyoruz. Zaten kimse de sıfır hata beklentisinde değil. Buna rağmen yargının siyasal güç haline getirilmesi çabalarının da sağlıklı bir yaklaşım olmadığını belirtmek gerekiyor.
Yargı alanında çalışanların çıkarılan yasaları uygulamakta olduğunu, kendilerinin yasa belirleyecek konumda olmadığını biliyoruz lakin bu durum yargı içtihatları gerçeğini göz ardı etmemizi gerektirmiyor. Konu ne olursa olsun ve muhatap kim olursa olsun toplum vicdanının yargıdan beklentisi vicdanların kabul edeceği bir sonuçtur. Böylesi sonuçlar ancak toplumun kendini güvende hissetmesine neden olabilir.
Yargı mekanizması başbakanı da, bakanı da, bakanın çocuklarını da toplumun diğer bireylerinden ayrıt etmeksizin denetleyebilmelidir. Bu görevini yaparken de kimsenin gocunmasına gerek yok. Lakin bu görev gerçekleştirilirken sahip olunan gücün yerinde ve gerçekler ışığında kullanılması gerekir. Yargının vereceği kararlar ülke ve ülke insanlarının çıkarlarına hitap etmeli, toplum vicdanında yaralar açmamalı ve siyasal sonuçlara neden olmamalıdır.
Özetle yargı erki toplumu ve sistemi koruma görevini adalet mekanizması ile yerine getirmeye çalışırken iktidar veya muhalefetin sesi olma konumuna düşmemeli vatandaşlar arasında farklı yorumlanacak sonuçlara imza atmamalıdır.
Savcısı ve hâkimi herkesin savcısı ve hâkimi olma özelliğini korumalıdır. Herkese aynı yakınlıkta ve herkese aynı uzaklıkta durmayı hedeflemeli ve uygulamalıdır. Bunu gerçekleştiremeyen bir yargının siyasallaşma eleştirileri ile karşı karşıya kalacağını unutmaması gerekiyor. Adaleti tesis ederken insanların siyasal görüşlerine, çalıştıkları kurumlara, yaptıkları işlere, bağlı oldukları amirlere göre değil bir hataları varsa bu hatayı veya yanlışı yapıp yapmadıklarına, bilerek ve isteyerek bir çıkara alet olup olmadıklarına dikkat eden bir konumda olmalıdır.
Sistemin içinde bulunan bütün yürütücülerin de ülkeyi çıkar ve menfaat için heba etmekten, ülkeyi kaos ortamına çekmekten uzak durması gerekmektedir. Yapılması gereken ülke sorunlarının çözümü için güçler ayrılığı ilkesi çerçevesinde yasama, yürütme ve yargı mekanizmalarının ilkesel işbirliğidir. Kimse kimseyi tahakküm altına almadan ve ülke çıkarlarına hizmet etmek için.
Kendi çıkarlarını, siyasal görüşündeki insanların çıkarlarını, kendi yapısını ülkenin çıkarlarından ve menfaatinden üstün gören anlayışların var olması mümkündür. Ancak toplumun kendini ve çıkarlarını koruma refleksinin de bu durumlarda ortaya çıkması gerekir.