TUZLU MU, TUZSUZ MU?

Abone Ol

Hep söylenir ya, 3 beyazdan uzak dur diye.

Bunlardan biri de tuzdur.

Tuz alışkanlığınızı bırakın! ama nasıl olacak?

Tuz dediğimiz şeyin temel elementi Sodyum.

Sodyum ya da kısaca tuz tüketimini azaltmanın tartışmasız pek çok sağlık yönü vardır.

Tuz tüketiminin kalp krizi ve felç için en önemli risk faktörü olan yüksek tansiyonu tetiklediğini herkes bilir.

Ancak yıllardır yapılan uyarılara rağmen çoğu insan, bu tehdit kendilerini kişisel olarak etkileyene kadar görmezden gelmeyi tercih ediyor.

Hatta öyle ki tadını bile bakmadan yemeğe tuz serpenler var yakınlarımda.

Vücudumuzun düzgün çalışması için bir miktar sodyuma ihtiyaç var.

Ama çoğumuz gereğinden fazla sodyum tüketiyoruz.

Mesela Amerikan Kalp Derneği günde yaklaşık bir çay kaşığı tuz miktarından fazla olmaması yönünde tavsiyesi var.

Günlük ideal alım miktarı bundan daha az.

Çorbalara, yemeklere, salatalara gayri ihtiyari tuz serpmenin bedelini ödeyen insanlar var.

Her ne zaman kontrolü elden kaçırsam

Sabah baş ağrısı ile uyanırım ve tansiyonum hep yüksek olur.

Hele şu zamanda tansiyonu yüksek olmayan kaç kişi var aramızda?

Yapılan çalışmalarda ortalama tuz alımı üçte bir oranında azaltırsa, dünya genelinde 25 yıl içinde

40 milyon ölümün (her dakika neredeyse üç ölüm) önlenebileceğini gösteriyor.

Pek çok insan tansiyonunun farkında bile olmayabilir.

Çoğu insan için, yüksek tansiyon teşhisi konulana ve hekimi tuz alımını azaltmaları gerektiğini söyleyene kadar tuz kısıtlaması bir öncelik değildir.

Tuz her gıda maddesinde var.

Tuzlu fıstık, Adana’da tattığım tuzlu fındık, kuruyemişler de tuzlu.

Yediklerimizde gençlik yıllarımıza göre çok daha fazla tuz var.

Sadece yiyeceklere bakıp rengine veya tadına bakarak ne kadar tuz içerdiğini kimse anlayamaz.

Şap gibi der geçeriz.

Tarihte tuz, soğutma/buzdolabı olmadığı zamanlarda gıda koruyucu olarak kullanılıyordu.

Ancak zamanda, lezzeti artırmak için yiyecek ve içeceklere giderek daha fazla baharat eklendi.

Cips ve kraker gibi tuzlu atıştırmalıklarda bunu fark etmek kolaydır.

Ancak tuz, günlük hayatta tüketilen birçok üründe gizlidir.

Hatta ekmeklerde bile.

Ekmeğin kabarması için tuz ve mayaya ihtiyacı vardır, ancak genellikle içinde olması gerekenden çok daha fazla tuz eklenebiliyor.

Hazır sos, salçalar, turşular ve kurma zeytinler tuz deposu sanki.

İnsanlar ekmek ve sos gibi basit yiyeceklerden

İhtiyaçtan fazla tuz aldıklarını fark etmiyorlar bile.

NE YAPMALI

Tuz tüketimini azaltmalıyız, ama nasıl?

Öncelikle hazır gıda etiketleri dikkatlice okumalı.

Satın alınan her paketli ürünün üzerinde bir Besin Değerleri tablosu bulunur.

İdeal olarak, porsiyon başına daha az tuz (sodyum) içeren ürünleri seçmeli.

"Düşük sodyumlu", "tuz ilavesiz" veya

"sodyumsuz" gibi kelimeler aranmalı.

Ancak dikkatli olmakta fayda var:

Düşük sodyumlu bir sos bile bazen porsiyon başına fazla tuz (sodyum) içerir.

Sodyumu (tuz) azaltmak için suyla seyreltme denenebilir.

Mesela ev de hazır konserveleri, turşuları su ile iyice durularız.

Sebzeler ve fasulyeler genellikle tuzlu suda bekletilir.

Soğuk suda durulamak, bu ürünlerdeki sodyum(tuz) miktarını, tadını değiştirmeden önemli ölçüde azaltabilir.

Tuz etkisinden daha az etkilenmek için evde daha sık yemek pişirmek iyi bir yol.

Çünkü kontrol sizde.

Lokantalarda yemek yediğimizde menülerinin ne kadar tuzlu olduğu yazılmadığı için kimse bilmiyor.

İnsanlar gizli tuzu (sodyum) bu şekilde alıyor.

Evde yemek pişirmenin en büyük avantajı yemeğin içine serptiğin tuzun takibi kolay.

Ölçüsünü bilir insan.

Tuz yerine başka baharatlar ile tatlandırılır.

Kırmızı biber, köri tozu ve zerdeçal yiyeceklere lezzet katabilir.

Tuzluktan vazgeçmek akıllıca bir fikir olsa da sofra tuzu çoğu insanın tükettiği sodyumun(tuz) yalnızca küçük bir kısmını oluşturur.

Birkaç hafta boyunca tuzdan uzak durursanız tuza olan düşkünlüğünüz değişebilir.

Daha sonra aynı yiyecekleri yiyip, “Ne kadar tuzlu bu!” diye söyleneceksiniz.