Türkiye Barış Meclisi 3 Kasım cumartesi günü Batman Eczacılar odası konferans salonunda Bölge toplantısı gerçekleştirdi. Yeni durum karşısında yapılanma ve etkili olma ile ilgili konuların konuşulup tartışıldığı toplantıya bölge sorunlarına vakıf üyeler katkı sundular.
Toplantı münasebetiyle katılımcılara daha önceki dönemde yapılan çalışmaların bir değerlendirmesinin yanı sıra Kürt sorununda gelinen aşamayı özetleyen “Kürt sorunundaki değişim ve barışın imkânları” başlıklı bir de aydınlatıcı bir çalışma sunuldu.
Toplantıda söz alan Meclis üyelerinden Hakan Tahmaz süreç ve barış meclisi çalışmalarını konu alan aydınlatıcı bir konuşma yaptı ve yeni süreçte izlenmesi ve takınılması gereken tavır konularındaki beklenti konusunda da düşüncelerini paylaştı.
Genel olarak değerlendirildiğinde ve konuşmacıların ortaya koyduğu fikirler harmanlandığında Türkiye Barış Meclisinin kuruluş koşulları ve ortamının değiştiği, beklentilerin farklılaştığı, muhataplıkların netleştiği ve dolayısıyla beş yıl önce kurulurken beslenen umutların artık farklılaştığı belirtildi. Bu durumda doğal olarak yeni bir yapılanma ve bakış açısı getiriyor.
Bölge sekretaryalarının yeniden gözden geçirilmesi ve/veya kurulması, Barış meclisinin yukarıdan aşağıya doğru yeniden yapılandırılması, mümkün olduğu kadar daha geniş ve kapsayıcı bir bileşime ulaşmanın sağlanması bir gereklilik olarak ortaya konulmuş oldu. Bundan daha önemlisi ise çalışmaların daha çok Fıratın batısına kaydırılması ve oradaki insanların süreç konusunda aydınlatılması ve katkılarının alınmasının yerinde olacağı konusunda bir hemfikirlilik olduğu gözlemlendi.
Aslında Kürt sorununda muhatabın netleşmiş olması ve dolayısıyla artık diğer kurumların bu alanlarla ilgili çalışma yöntemlerinin değişmesi gerektiği yaklaşımı son zamanlarda birçok toplantıda konuşulur oldu. DTK’nın kurulmuş olması, BDP’nin meclisteki varlığı, İmralı ve PKK gibi aktör ve belirleyicilerin olduğu bir ortamda diğer unsurların kendilerini muhatap olarak görmelerinin artık gereksiz olduğu varsayımından hareketle yapılan çalışmaların haklılıklarının bulunmasına rağmen bazı eksiklikleri de içerdiğini belirtmek gerekir. Her ne kadar Kürtlerin büyük bir kesimi tarafından bu saydığımız yapılar muhatap olarak kabul edilse bile azınlıkta da olsa bazı kesimlerin kararsızlık yaşadığı ve hükümetin de bu yapılara bakış açısının olumsuz olduğunu vurgulamak gerekir. Dolayısı ile bu muhatapları muhataplaştırmak için bir süre daha çalışma yapmanın yerinde olacağını düşünmekteyiz.
Barış meclisinin yol olarak şiar edindiği “eşit yurttaşlık” kavramı üzerinden sorunların çözümüne yönelme konusunda yeni yapılanmanın önemi de ortaya çıkmaktadır. Kürt sorununda eğer muhatapların belli olduğu kabul ediliyorsa o zaman bu muhatapların asgari noktalarda bile olsa uzlaşmalarını sağlamanın zeminini hazırlama konusunda çalışmalar yürütmek gerekir. Bu durumda da oluşacak yeni sekretaryaların ve meclisin çalışmalarında bakış açılarını değiştirmelerinin yerinde olacağını düşünüyoruz. Şöyle ki DTK ve BDP gibi meşru muhataplar yerini ve görevini aldıklarına göre ve temel sorunlardan birisinin de muhatapların konuştukları dilin barışa hizmet etmeyen bir dil olduğu gerçeği olduğuna göre bu durumda yapılması gereken toplumsal ayrıştırmaya giden konularda ortaklaşma zeminini yakalamaktır.
Taraf olarak sorunların çözümü konusunda barışı ve barış zeminini yakalamanın zorluğu ortadadır. O halde barış meclisinde yer alan kişiliklerin sorunun tarafı olma konusunda tanınmış kişilerden oluşturulmamasının faydalı olacağı açıktır. Bu insanların emeklerini ve üretkenliklerini elbette görmezlikten gelemeyiz ancak bu emekleri ve üretkenliklerinin mutfakta değerlendirilmesinin yararlı olacağı açıktır.
Kürt sorununda Türkiye’nin bölünmesi talepleri ortadan kalktığına göre (ki artık talep edilen Demokratik özerk bir yapıdır) artık “Türkiyelilik” eksenli çalışmaların yapılmasının meclis çalışmalarının başarısı için katkı sunucu olabileceğini düşünmekteyiz. Bu bakış açısı ile hareket edildiğinde ve özellikle Türk kamuoyunun hassasiyet gösterdikleri ortak değerlere (Bayrak, din, gelenek gibi) gerekli özen ve dikkat gösterilerek sahiplenildiğinde batı yakasının görüşlerinin değişmesine de katkı sunulabilir.
Barışı Kürtlere anlatmak kadar önemli olan Barışın neden gerekli olduğunu Türklere de anlatmak da önemlidir. Kürt coğrafyasının acıya doyduğunu belirtiyorsak o zaman bu acıların başka alanlarda da yaşandığı gerçeği ile hareket etmeli ve ona göre politika belirlenmelidir.
“Önce vatan yerine önce insan” algısının yanında “ İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” mantığını batı yakasına benimsettiğimiz zaman olayın boyutları daha rahat kavranabilecektir. Dolayısıyla barış meclisi ve üyeleri kendilerini barışa göre dizayn ederlerse daha sağlıklı sonuca gitme şansına sahip olabilirler. Aksi takdirde barışı kendilerine göre dizayn etmeleri durumunda taraf olmaktan kurtulamayacaklarını da hatırdan çıkarmamaları gerekir.