Askeri darbe girişiminin atlatılarak huzur ortamı için dua ettiğimiz bir süreçten geçiyoruz. Herkes huzur ortamı için dua ediyor…
Böylesi bir süreçten geçerken PKK yeniden kirli savaş yöntemlerine başvuruyor…
Önceki gün Kızıltepe, Diyarbakır ve Beytüşebbap’ta ağır patlayıcılarla gerçekleştirdiği saldırılarla bir anda ülke gündemini değiştirdi. Şunu net söyleyebilirim ki bu saldırılarla toplumun nefretini kazandı…
Kızıltepe’de, şehir merkezinde üstelik Devlet Hastanesi önünde patlattığı bir tonluk bomba ile sivillerin de ölümüne neden oldu.
Aynı saatlerde Diyarbakır’da da bir eylem gerçekleştirdi. Diyarbakır halkının aşırı sıcaklardan bunaldığında koştukları mesire alanlarından olan 10 gözlü köprü yakınlarında yine bir ton patlayıcı patlattı. Aynı aileden aralarında çocukların da bulunduğu 5 masum insanın canına kıydı...
HALKA RAĞMEN…
Bir iki polisin canını almak için her türlü yöntemi mübah gören örgüt ne yapmak istiyor?
Diyarbakır Dürümlü’de kendi halindeki masum insanlar örgütün bu kirli savaş yöntemine kurban olmuş, etrafa savrulan parçaları 3 kilometrelik alandaki tarlalardan toplanmış, patlayıcı yüklü kamyon ile bazı araçların parçaları bile buhar olmuştu…
Dürümlü’nün hesabını topluma vermediler…
Halka rağmen halk adına dayatmacı yöntemlerle, pek çok ilçede binlerce Kürd gencinin yaşamına mal olan hendek ve barikatlı kirli savaşın izahını, özeleştirisini yapamayan örgüt, ne yazık ki toplumun nefretini çeken yollara başvurmaya devam ediyor…
Kürd halkı bu yolları benimsemiyor. HDP bu konuda açıkça uyarılar yapıyor. Buna rağmen örgüt bu yöntemlerde ısrar ediyorsa, oturup düşünmek gerekir…
Bu dehşetli patlayıcı yöntemi bir hak arama yöntemi olamaz. Dürümlü olayı sonrasında da görüşümü açık ve net yazmıştım. Bu yol ve yöntemler bir hak arama yöntemi olamaz diye.
Herkesin darbe girişimi ile ilgilendiği bir zaman diliminde toplumun nefretini çekecek eylemlere başvuran örgüt gerçekten ne yapmak istiyor?
Bu örgütün gelişmeleri iyi okuyamadığını, Cemil Bayık’ın savaşı metropollere, şehirlere taşıma ve yaygınlaştırma açıklamasından anlıyoruz…
Cemil Bayık’ın açıklamasına ilk tepkinin HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş tarafından gelmesi oldukça dikkat çekici bir gelişme olmuştur…
Yaygın medyada yer alan haberden kısa bir alıntıya bakalım: “HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, PKKyöneticilerinden Cemil Bayık'ın, ‘savaşı metropollere taşıyacakları’ açıklamasına, ‘PKK'nin savaşı şehirlere yayacağız açıklamasını doğru bulmuyoruz, kabul de etmiyoruz’ dedi. Cumhuriyet gazetesine konuşan Demirtaş, Bayık'ın sözlerine, ‘PKK'nin savaşı şehirlere yayacağız açıklamasını doğru bulmuyoruz, kabul de etmiyoruz. PKK'nin bu dönemde yapması gereken barış ihtimallerini büyütecek çabadır, çağrılardır. HDP olarak bunu istiyoruz’ şeklinde yanıt verdi. ‘Bu dönemde metropollerde insan ölümlerine, sivil katliamlara yol açabilecek imalarda bulunmak bile çok tehlikelidir’ diyen Demirtaş, ‘Umut ediyorum herkes daha serinkanlı düşünerek çağrılar yapar. Barış ihtimali toplu iğne ucu kadar varsa bile herkes ona dair çağrı yapsın. PKK'dan da bunu bekleriz’ diye konuştu.”
Demirtaş’ın bu açıklamasının basında yer almasından sonra bir gün geçmeden örgütün eş zamanlı olarak üç yerde kirli savaş yöntemine başvurması gerçeğine tanık olduk. Diyarbakırlı 5 nüfuslu ailenin vücut parçalarının nasıl savrulduğunu öğrenemedik.
Ortadoğu’da insanlık ailesine karşı yıllardır başvurulan canlı bombalar ve güçlü patlayıcılar gerçeğine ilkesel olarak karşı çıkan ve bu konuda yıllardır yazılar yazarak kınayan biriyim. İnsan hakları penceresinden meseleye bakan biri olarak ilkelerime bağlıyım ve bu tür vahşet yöntemleri kimden gelirse gelsin kınamaktan çekinmem. Sosyal paylaşımda da Diyarbakır ve Kızıltepe saldırılarını amasız ve fakatsız kınadım, buradan da kınıyorum…
Kürd halkının meşru haklarını, demokratik yol ve yöntemlerle her zaman ve zeminde savunan biriyim. Canlı bomba, patlayıcı yüklü araçlar bir hak arama yöntemi değildir ve olamaz. Bu yol ve yöntemler Kürd sorununun çözümüne hizmet etmez. Daha çok çözümsüzlüğe hizmet eder.
Hendek ve barikatlı şehir savaşlarını dayatmaya başladıkları zaman bu köşede yaptığım değerlendirmeyi yine birilerine hatırlatmak istiyorum: ‘Özellikle Irak ve Suriye’de yaşanan iç savaşın halklar, sivil kitleler yansımasını ibretle izliyoruz. Gün geçmiyor ki örneğin Suriye’de onlarca sivil ve savunmasız insan canından olmasın…
Dört yılı aşkın süredir devam eden Suriye’deki iç savaş gerçeği gözlerimizin önünde. Harabeye dönüşmüş kentler, göç yollarına düşmüş yığınlar, açlıkla boğuşan kitleler…
Bu dehşetli manzaraya rağmen ibret almıyoruz…
Sorunlarımızı görüşmeler, müzakereler yoluyla değil, silahla, imhayla çözmeye çalışıyoruz…
SANIYORUZ Kİ…
Sanıyoruz ki ölüm olayları artıkça,
kentlerimiz harabeye döndükçe,
göç olayları yaşandıkça,
insan hak ihlalleri tavan yaptıkça,
dünya durumumuzla ilgilenecek,
bizlere acıyan büyük devletler çıkacaktır…
Sanıyoruz ki bazı ilçelerde,
bazı semtlerde hendekleri kazıp,
siperlere girdiğimizde,
‘saldırgan değiliz, kendimizi savunuyoruz’ dediğimizde,
devlet ceberut yüzünü gösterdiğinde,
tankları sokaklara indirdiğinde,
yerleşim yerleri helikopterlerle tarandığında,
70 yaşındaki dedeler vurulduğunda,
anne ve çocukların cansız bedenleri morglarda bekletildiğinde Birleşmiş Milletler devreye girecek, Barış Gücü’nü gönderecektir…
Hayır, hayır bunlar olmayacaktır…
Nereden mi biliyorum?
Suriye’de dört yılı aşkın süredir devam eden bir iç savaş gerçeği vardır.
Suriye’nin barbarlıkta sınır tanımayan rejimi, diktatörlüğü, kentlerini uçaklarla bombardıman etmekte, varil bombaları kullanmakta, şehirlerini top ve tank ateşleriyle vurmaktadır…
Bu gerçek yüzlerce kez görsel olarak kayıt altına alınıp dünya tarafından izlenmektedir. Suriye’de Cenevre Sözleşmesi hiçe sayılmakta, sivillere açıkça kan kusturulmakta, iç savaşta ele geçirilen esirler işkencelerden geçirilip hunharca katledilmekte, ortaya çıkan yabancı güçlerce destekli sayısız terör örgütü, sayısız cinayet şebekesi yerleşim yerlerinde sivillere hayatı zindan ettirmekte, barbarlıkta sınır tanımamakta, insanları hayvanlar gibi boğazlamakta, aklınıza gelen ve gelmeyen her türlü hak ihlallerine pervasızca imza atmaktadırlar…
Hal böyle iken daha Birleşmiş Milletler Teşkilatı Suriye’ye müdahale etmemiştir… Hala Birleşmiş Milletler Barış Gücü adına bir tek asker Suriye’ye gönderilmemiştir… Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerini Suriye’de gören veya duyan var mı? Kesinlikle hayır…
Madem durum budur, sakin olmanın ve sakince düşünmenin zamanıdır. Halklarımızı felakete sürükleyecek yaklaşımlar yerine, bizleri birbirimize yakınlaştıracak hamleler yapmalıyız…’
Bu değerlendirmemin üzerinden aylar geçti. Tespitlerimde ne kadar haklı olduğum gerçeği ortadadır. Cizre, Nusaybin, Sur, Yüksekova, Şırnak, Silopi vb yerlerde yaşananlar da ortada. Hal böyle iken hala kirli savaşı şehirlere taşımaktan söz edenler toplumun nefretine maruz kalacaklardır.