“Dikkat krizi çağı” yazılarının üçüncüsü bu.
Neil Postmam’ın Amusing Ourselvesto Death'te (Kendimizi Öldürene Kadar Eğlendirmek )
Türkçeye çevrilmiş adıyla
TELEVİZYON:ÖLDÜREN EĞLENCE adlı klasik kitabında; televizyonun siyaseti, haberleri, dini ve hatta eğitimi her şeyi eğlenceye dönüştürdüğünü ve bu süreçte derinliği ortadan kaldırdığını savundu.
Günümüzün interneti ve sosyal medyası ise bu dönüşümün bir sonraki aşaması demek hata olmaz.
Bilgi artık kısa, gösterişli ve sansasyonel olarak bakış açımızı etkilemek için mücadele etmek zorunda.
Bir sinirbilimci, sosyal platformların hız ve uyarım için tasarlandığını, bu da herhangi bir mesajın derinlemesine işlenmesi yerine genellikle yalnızca yüzeysel yönlerine, imgelerine veya duygusal etkisine odaklandığımız anlamına geldiğini gözlemlemiş.
Bu demektir ki; bilgi de olsa, tükettiğimiz şeylerin çoğu kısa süreli hafızada sıkışıp kalıyor ve bu da derin akıl yürütmeyi her zamankinden daha zor hale getiriyor.
Bu anlamda bu halimiz
AldousHuxley'nindistopyasını yansıtıyor.
Huxley’in “Cesur Yeni Dünya”'da adlı kitabında tekrarlanan slogan şöyledir:
"Bitirmek(tüketmek), onarmaktan daha iyidir" diyerek insanların her şeyden önce zevk ve tüketimi önemseyecek şekilde şartlandırıldığı bir toplum hayali kurulur.
Sürekli satın almayı teşvik ediyor ve eşyalara olan bağlılığı engelliyor.
Karakterler itirafı açıktır:
“Oturup kitap okursanız çok fazla tüketemezsiniz.”
Bu hiciv size tanıdık gelmiyor mu?
Evet rahatsız edici ama, son derecede tanıdık.
Bugün biz de kaydırmak için bir ekran veya yenilemek için bir akış olmadan hareketsiz kalmaya zorlandığımızda huzursuz hissediyoruz.
Huxley, distopyasında tarih ve edebiyatın terk edildiği ve insanların sonsuz monotonlukla uyuşturulduğu bir yeni dünya öngörmüştü.
Nerdeyse haklı çıktı.
Kolaylığa takıntılı bir kültür, ister istemez merakı ve eleştirel düşünceyi boğar.
Bunu bugün görüyoruz.
Birçok kişi, mevcut duygularını yücelten gelip geçici içerikleri, onları zorlayan kitaplar veya uzun makaleler yerine tercih ediyor.
Aslında, derin analizin verdiği rahatsızlık yerine, rahatlamayı ve dikkati dağıtmayı seçerek
bir nevi kendimizi sansürlüyoruz .
Postman, Huxley'in korkularını açıkça modern dünyamıza bağladı.
"Huxley'in korkusu, kitap okumak isteyen kimsenin olmamasıydı." Diyerek.
Ne yazık ki nihayet bu korku gerçeğe dönüştü.
On yıllardır, keyif almak/eğlence amaçlı okuma oranları hızla düşüyor.
Eğitimciler, son 20 yılda keyif için okumanın neredeyse %40 oranında azaldığını bildiriyor.
Hari'nin alıntıladığı araştırmalar da aynı örüntüyü gösteriyor.
Binlerce daha kolay ve hızlı uyaran yalnızca bir tık uzağınızdayken, gençlerin kitap okuma olasılığı çok daha düşük.
Bu sadece kötü bir alışkanlık değil, aynı zamanda kültürel bir değişim.
Gece geç saatlerde mesela bir X kanalından dizi izlemek anında tatmin sağlayabilir, ancak çok az şey öğretir.
Postman'ın dediği gibi, televizyon her şeyi eğlenceli hale getirdi ve medya baskın rehber haline geldiğinde, "Herkesin bir fikri olma hakkı vardır, ancak herkes ciddiye alınma hakkına sahip değildir."
Sosyal platformlarda, düşünceli akılcı söylemler, memler ve viral videolar tarafından bastırılıyor.
Karmaşık konular, nüanslar kaybolurken, kısa ve öz ifadelere indirgeniyor.
Bilişsel araştırmacılar, hızlı içeriklerin beynin sürekli dikkat, derin düşünme ve tefekkür yeteneğini olumsuz etkilediğini doğruluyor.
Ve bu durumu düzeltmek için burada çok az dikkate alınması gereken bir husus var ki“ Odak noktamız maalesef çalındı” ama çaldırmamak için ne yapmalıyız?
İşimiz çok kolay değil!
DEVAM EDECEK