TECAVÜZ KÜLTÜRÜ

Abone Ol
Üniversite öğrencisi Özgecan Aslan’ın saldırıya uğrayarak hunharca katledilmesi olayı ülke genelinde tepkilere neden olurken beraberinde bazı tartışmalarda getirmiş oldu.
Bu vesile ile konunun detaylıca düşünülmesi ve ona göre bir takım önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyoruz.
Tecavüz, baskı, dışlama, kişi özgürlüğünü kısıtlama, güçlünün güçsüzü ezmesi, sokak kültürü baskısının değişik şekillerde uygulanması, yaralama, cinayet gibi olayların tasvip edilmesi elbette mümkün değildir.
Bu tür olaylara karşı yapılması gereken şimdi yapıldığı gibi sokağa ve yaşamın bulunduğu her alana çıkarak tepkileri ortaya koymaktır. Demokratik ve etkili olarak. Zarar verenleri kınarken kimseye zarar vermeden.
Toplumun hastalıklı unsurları dışındaki herkesimden Özgecan ve Özgecan gibi saldırıya uğrayanların mağduriyetleri kabul edilir. Ancak bu mağduriyetlere rağmen gün geçmiyor ki ülkemizde bir kadın cinayeti işlenmemiş olsun.
Bu meseleyi erkek egemen kültür, erkek egemen anlayışı tartışmalara arasında boğamayız. Önleyici tedbir olarak da kadının yeri evidir anlayışlarına da sığınamayız. Bunun tek çaresi kadın üzerinde güçlü ve zorbalıkla oluşturulmuş olan sahiplenme anlayışını güçlü bir eğitim sistemi ve anlayışı ile ortadan kaldırmaktır. Ne kadını erkeğe düşman etmeye hakkımız var ne erkeğin kadını kendi mülkü gibi görme anlayışını destekleme hakkımız.
Her toplumun tarihsel geçmişi ile ilintili olarak kendine has özelliklere,anlayışları, yaşam tarzları var. Gelenekleri, dini inançları, ailesel yaşam tarzları, bölgesel bakış açıları gibi yaşamı etkileyen bir dizi yazılı ve yazılı olmayan yaşam düzenlemeleri bulunuyor.
Tarihsel sürece baktığımızda İştar’dan günümüzü kadar gelen süreçte kadının yaşamdaki rolünün anaerkil yapıdan ataerkil yapıya dönüştüğünü görmekteyiz. Erkek fiziksel gücünü egemen kültür haline getirmiş, sahiplenme adı altında karşı cinsi egemenliğine almıştır. Bu kimi zaman geleneklere sığınılarak yapılmış kimi zaman dini inanışlara ama sonuçta kadın sindirilmiştir. Hatta yapılan yasal düzenlemelerle buna devlet gücünün kadının aleyhine kullanılmasına kadar giden adımlar atılmıştır. Kimi ülkelerde kadının araba kullanmasının yasak olması gibi.
Peki, kadın tarafından terbiye edildiği halde bulduğu ilk fırsatta başka bir kadına saldıran erkek anlayışını nasıl frenleyebiliriz?
Çok sert yasalarla mı?
İdam ederek mi?
Hadım ederek mi?
Kırbaçlayarak mı?
Öldürerek mi?
Taşlayarak mı?
Bize göre önlem yanlışa yanlış ekleyerek alınamaz. Bir insana saldıracak kadar insanlıktan çıkmış birilerini insanlık adına cezalandırmak gerekiyor. Ama bu ceza buna rağmen insani olmak durumunda. Ve Ceza ibret alınacak bir durumda olmalı. Yukarıda saydığımız ceza türlerini uygulayan ülkelerde sorunların bitmediğini biliyoruz.Hatta bu yasaları uygun gören sistem ve anlayışlar tecavüz kültürüne en müsait kişilikler yetiştiriyor pratikte.
Bize göre bu anlayışı bitirmenin yolu eğitimdir. Başta devlet olmak üzere sistemi ve insanları düzeltmek ve eğitmek. Sistemi düzeltmemiz lazım diyoruz çünkü oluşturulan yasalar erkeği ve saldırganı koruyu şekilde hazırlanmış bunun kaldırılması lazım. Tecavüz suçlarına bulaşan insanlara en ağır cezaların uygulanması lazım ve indirim gibi konuların söz konusu olmaması lazım.
Eğitmemiz lazım diyoruz çünkü saldırgan olan her insanlık düşmanı mutlak surette bir aileye sahip. Annesi, babası, bacısı, karısı, kızı vardır. Öyle bir empati kültürü oluşturulmalıdır ki kişi kadına baktığında annesini, bacısını, kızını, karısını hatırlamalı ve yaptığını onlara yapılıyormuş gibi değerlendirebilmeli. Eğitim kadını özgürleştiren bir anlayışla verilmelidir. Devlet yasalarında kız erkek ayırımı yapma yerine fiziki koşulları nedeniyle kadını koruyan ve özgürleştiren bir anlayışa dönüşmelidir.
Her tecavüz ve cinayetten sonra ortalığa çıkıp bir sürü laf söyledikten sonra bu konudaki davalarda en az cezanın çıkmasına neden olan düzenlemeler yapmakla bu iş düzelmez.
Evde, okulda, iş yerinde, caddede, otobüste, minibüste, tartışma programlarında eğer tecavüz kültürünün kötülüklerini dile getirsek temiz bir topluma ulaşma şansımız da olur. Yoksa her olaydan sonra timsah gözyaşları dökerek sorunları bitiremeyiz.
Biz kadının saygınlığının korunduğu, tecavüz ve saldırılara uğramadığı bir yaşam istiyoruz. Kadının özgür olduğu, evinden çıkmaktan korkmadığı bir ortam istiyoruz. Kadının mülk olarak, kimsenin namusu olarak görülmediği bir toplum istiyoruz. Kendini namus sahibi görenlerin başkasının namusuna saldırmadığı bir yaşam istiyoruz ve bunu herkes için istiyoruz. Yapılan saldırıları da onlara bu zemini hazırlayanları da kınıyoruz.