TAŞLARI YERİNDEN OYNATMAK

Abone Ol
Türkiye’de ülkenin kuruluşu sırasından dizilen taşlar yerinden oynamaya başladı.Bu güne kadar süren süreçte iktidara gelenler,iktidarları yerlerinden edenler ve değişiklik isteyenler planlarını yaparken AB kriterleri üzerinden daha fazla demokrasi talebi veya bozulan sistem parçalarını eski yerine oturtma gayreti ile hareket ettiler.


Adalet ve Kalkınma Partisi son dönemde özellikle sivil anayasa tartışmalarında da ortaya koyduğu tavırla bir sistem değişikliği öngörüsünü ortaya koymuştu. Bu çerçevede belirlenen 2023 vizyonu da mevcut yapıdan ziyade farklı bir yönetim modeli ile daha hızlı ilerlemeyi hedeflemekteydi.


Lakin bu değişiklik çabalarının halkın sandıkta ortaya koyduğu sivil ve genel bir kabul ile gerçekleşmesinin daha yararlı olacağı konusu genel kabul görmekteydi. Türkiye bu tartışmaları AB kriterleri bağlamında ele alırken bireysel özgürlükler ile kolektif haklar konusunda bir ikilem yaşadı. Bu ikilemin nedeni de sürmekte olan Kürt meselesiydi. Kürtler veya Kürt sorununu öncelikleri arasına alan HDP kolektif bir hak önerisi ile sorunu çözme gayretini dillendirirken iktidar daha çok bireysel özgürlüklerin sağlanması durumunda sorunun çözüleceğine yönelik adımları atmayı tercih etmekteydi.


Ancak bu meselede önemli bir aşama kaydedildikten sonra tarafların bir “U dönüşü” ile çözüm sürecinden uzaklaşmaları nedeniyle çözüm süreci ortadan kalktığı gibi bireysel ve kolektif özgürlük ve haklar tartışmaları da yerini silahların sesine bıraktı.


Tabi bütün bu gelişmeler olurken sıkıntılar ve tartışmalar sadece ülke içinde yapılmadı etrafımız adeta ateşten çembere döndü. İktidarın dış politikada özellikle komşularımızla ilgili bölümünde ortaya koyduğu strateji tutmadı. Yanlış ata oynayan bir konuma düştük ve bu yanlışın farkına vardığımızda da atı alan üsküdar’a varmak üzereydi.


Durumu düzeltme çabaları içerisine giren hükümetin 15 Temmuzda karşı karşıya kaldığı darbe girişimi ise bardağı taşıran son damla oldu.


Şunu açıkça belirtmeliyiz ki darbelerden çok çeken ülkenin yurttaşları yeni bir darbe veya silah zoruyla yönetim değişikliğini kabullenmekten ise haklarını korumayı canını ortaya koyarak göstermeyi tercih etti. Siyasal görüşü, etnisitesi, dini inancı ne olursa olsun bütün yurttaşlar aynı duyarlılığı gösterdi ve darbeye karşı hükümetin yanında yer almayı tercih etti.


Bu duruş aslında bundan önce yaşadığımız sorunlara rağmen yanlış söz konusu olduğunda yurttaşların doğruda birleşebildiklerini açık bir örnek teşkil etti. Eğer bu ülkenin yurttaşları doğru bilgilere sahip olurlarsa eminiz ki bütün yanlışlara karşı aynı duyarlılıkla karşı çıkmayı tercih edeceklerdir.


15 Temmuz darbe girişimi ülkenin yönetimi konusundaki sistem krizlerini aşma noktasında bir fırsatı da hızlandırmış oldu. Bir yandan darbeciler temizlenirken yeniden bir düzenleme yapma fırsatı da doğmuş oldu. Bunun ilk adımı silahlı kuvvetlerin yapısı ile ilgili oldu. Yıllardır tartışma konusu olan silahlı kuvvetlerin konumu noktasında önemli adımlar atıldı.


Birincisi ordudan atılan askerler konusu yaş kararları ile değil OHAL kapsamında düzenlenen kararnamelerle gerçekleştirildi. İkincisi ordunun yönetim kademesi yerinde kaldı. Üçüncüsü yeni atamalar yapılırken daha hassas davranıldı. Dördüncüsü orduya subay yetiştirmek amacı ile kurulmuş olan okullar kapatıldı ve yeni bir öğretim sistemine geçildi. Ve hepsinden daha önemlisi ordunun yapı taşları yerinden oynatılarak yeni bir sisteme geçildi.


Yeni sistemde;


Jandarma Genel Komutanlığının İçişleri Bakanlığına bağlanması


Kara, Hava ve Deniz kuvvetleri komutanlıklarının Milli Savunma Bakanlığına bağlanması kararlaştırıldı.


Bu düzenleme ile geleneksel askeri sistemin arasına adata sivil inisiyatifi temsil eden tamponlar yerleştirilmiş oldu. Çünkü bu yönetim tarzında göründüğü kadarıyla üstten alta veya alttan üste bir haberleşme sağlanırken hükümetin bundan haberdar olmamasının imkanı kalmıyor.


Bir diğer önemli husus ise zaman içerisinde bu yapı kendini yeniden örgütleyeceği için sistemin yapısı değişikliğe uğrayacak ve her askeri güç kendi yapısı içerisinde bir düzenleme yaşayacak ve kontrol mekanizması daha sağlıklı işleyebilecektir.


Kısadan hisse askeri yapı bu yeni sistemde sivil siyasetin emrine girmiş olacak. Son kararları sivil inisiyatif verecek.


Ancak şu hususu unutmamak gerekiyor. Türkiye yönetim sisteminde özellikle silahlı kuvvetler alanında taşları yerinden oynatmak çok riskli bir iştir. Hele hele bu kadar hızlı bir şekilde taşların tamamını yeniden yapılandırmaya tabi tutmak sürekli izlemeyi gerektiren bir çalışmayı gerektirir. Bu kadar değişikliği bu şekilde gerçekleştiren bir bünyenin bunu hazmetmesinin kolay olmayacağını hatırdan çıkarmamak gerekiyor.