Batman’ın Kozluk ile Sason ilçelerinin sınırındaki Kayadibi, diğer adıyla Male Sore’de 100 yaşın doruğuna ulaşmış Mehmet İrtem Amca, Acar-Herende’de Ermeni hemşerimiz İsaye Keyvo’nun köyünde doğmuş. Uzun yıllar önce Ermenilerin yaşadığı Sason Çayı kıyısındaki köyde küçücük kilise, manastır ve eski su sarnıçları duruyor hâlâ ama boynu bükük şimdi…
Mehmet İrtem Amca, 10 yaşına yaşadığı Ermenilerin önde gelen isimlerinden İsaye Keyvo’yu (Demirci) anlatmaya başladı: “İsaye Keyvo, Ermenilerin önde gelen isimlerindendi. Çocukluğumda onu çok iyi hatırlıyorum. Ormanlık alandaki ağaçların kesim işini Orman Teşkilatından ihaleyle alırdı. Köy ortasına istiflediği ağaçları önce çevre köylerdeki dar gelirlilere ücretsiz verirdi, sonra da geri kalanını odun tüccarlarına satardı…”
BU ZENGİN COĞRAFYADA YAŞAMANIN HAKLI KIVANCI
Bir zamanlar akarsuların yakınından geçtiği Sason ve Yücebağ beldesi, azınlıklar için en korunaklı ve en elverişli yerleşim yeriydi.
Batman-Diyarbakır il sınırındaki Yücebağ (Cacas) ile Diyarbakır Kulp ilçelerini birbirinden ayıran akarsuya yakın bölgede azınlıklara ait su sarnıçları, yeraltı kilisesi, gözetleme kulesi ve kaya sunağı gibi alanların var olduğunu o bölgede yaşayanlardan öğreniyoruz.
Büyük manastır denilen Comk Manastırı, bölgede Beşiri-Kıra Dağı eteğindeki Mor Kiryakus kadar önemli bir mabettir.
Sason ile Yücebağ beldesinin kırsalını gezdiğinizde azınlıklara ait birçok yapıtı görebiliyorsunuz.
Bu eserlerin eski canlılığına kavuşması en büyük dileğimiz.
Çünkü o eserler emanetimizdir.
Umarız bir gün oranın sahipleriyle hep birlikte orada buluşuruz.
Bir zamanlar Ermenilerin ağırlıklı olduğu Sason’da Ermenilere ait yapılar arasında Bozika Kalesi’nin de olduğunu anımsatalım.
Ama o yapıların büyük bölümü viraneye dönüşmüş, korunan ve ayakta kalan tek tük yapı kalmış ne yazık ki.
TAM BİR DİNLENME ALANI
Sason ilçe merkezinin arka bölümünden Derince grup köy yoluna uzanan ince uzun bir yol var.
O yol güzergâhı ile yeşil örtünün hâkim olduğu Sevek bölgesi, tabiri caizse yeryüzünün cenneti gibi.
Sason Çayı kıyısına yakın o eşsiz ormanlık bölge şimdi dinlenme alanı.
Bu alanda son yıllarda yapılan 8-10 civarındaki tesislere yerli ve yabancı konuklar büyük ilgi gösteriyor.
Zamanımız yetersizdi ama bir tesisin bahçesinde oturup, doğanın eşsiz huzuruyla kahvemizi yudumladık.
Belediye Başkanı İrfan Demir bize o eşsiz bölgede çok güzel projeler hayata geçireceğini ve bu projelerden kısaca söz etti.
Sason’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden birinin Sevek bölgesi olduğunu ve mutlaka görülmesi gerektiğini belirtmek isteriz.
MEHMET AMCANIN ÇOCUKLUĞUNUN GEÇTİĞİ ERMENİ KÖYÜ
100 Yaşın doruğuna ulaşan Male Sore-Kayadibi diye bilinen Sason’un köyünde yaşamını sürdüren Mehmet İrtem Amca ile yolumuz, Sason Çayı sularının biriktiği Batman Baraj gölü havzasına yakın yerde kesişiyordu.
Yılların hayat çizgilerinin toprak çatlağı gibi olduğu yüz ifadesine baktığımızda, bu çizgilerin her miliminde büyük hatıralar, üzüntüler ve hüzünlerin varlığı hissediliyordu.
Konuştuğunda bizi yıllar öncesine götüren Mehmet İrtem Amca bize önce doğduğu köyü anlatıyordu, bir de o köyün sahibi Ermeni hemşerimiz İsaye Keyvo’yu:
“Herende’ye şimdi Acar Köyü diyorlar ama Acar deyip geçmeyin. 70-80 Yıl önce bu bölgenin en şen köyüydü. O köyde neler yoktu ki; PTT şubesi vardı, köy odası, İsaye Keyvo’nun kendine ait şarap mahzeni bile vardı. Bu bölgenin protokolü, üst düzey yetkilileri, Ermenilerin önde gelen ismi İsaye Keyvo’ya konuk olurlardı. O köy bir kasaba gibi şendi.”
Bu coğrafyanın geçmişten günümüze ne kadar zengin olduğunu anlatmaya devam ediyordu Mehmet İrtem Amca:
“Eskiden bu gördüğünüz Sason Çayı kenarındaki Kaletepe’de jandarma karakolu vardı, bir de Sason’da. Zaman zaman Sason ve Kaletepe’deki askerler çay kenarında toplanıyordu. Biz askerlerin postalarının ayak izlerini takip ederdik. Onları uzak mesafeden izlerdik. Hayal meyal o günleri hatırlıyorum. Burası bir yerde geçiş noktasıydı. Ticaretin de eski askeri birliklerin de geçtiği güzergâh sayılırdı.”
Mehmet İrtem Amca, ilerleyen yaşına rağmen hafızası o kadar canlıydı ki ve tarihi öyle güzel anlatıyordu ki bize sadece onu dinlemek kalıyordu:
“Çocukluğumuzda şehir nedir bilmezdik. Şehri önce köydeki gençler gördü, sonra büyükşehirleri. Şimdi de yurt dışını. Eskiden Ermenilerle iç içe yaşardık, çocukluğumuz beraber geçti. Kardeşten daha yakındık birbirimize ama şimdi o azınlık topluluktan kimse kalmadı. Onların yokluğuyla hep eksik olduğumuzu hissettik. Keşke onlar da bu topraklarda kalmış olsalardı. Aradan yıllar geçti. Şimdi o insanların buraya gelmesi için çabaların olduğunu görünce çok mutlu oluyoruz. Ama giden nedense zor dönüyor. 12 çocuk babasıyım, 150 torunum var. Çoğu Batman ve büyükşehirlerde yaşıyor. Onlara ‘köyünüze gelin’ dersem acaba kaç kişi döner, meçhul!”
ŞEHRİMİZİN BİRÇOK YERİNDE OLDUĞU GİBİ
Sason ve Yücebağ geçmişten günümüze gizemli ve büyülü bir kültür barındırmış.
Geçmişte bu topraklarda yaşayan azınlık topluluğun da bir zamanlar ayinlerini ve ibadetlerini yaptıkları kilise ve tapınakların restorasyonu yapılması çok önemli ve çok değerli bir çalışma olacaktır.
Ve bu uğurda emek verecek herkes, kalplerde en sıcak yeri alacaklarından hiç kimsenin şüphesi olmasın.
O insanlar, o yapılar bizim birer rengimiz ve bizim değerlerimizdir.
Bu topraklar hepimizin mutluca yaşayacağı rengârenk bir bahçe olsun.
Bu coğrafya hepimizin.
Kırsaldaki saha çalışmasından her dönüşümüzde, orada gördüğümüz her tarihi doku ve oradaki doğal huzur bizi sarmalıyor ve ‘gitme’ dercesine elimizden tutuyor.
O yüzden kırsaldan dönüş hep zor oluyor bizim için.
Biz bu şehirde güzel şeyleri yazmaya devam edeceğiz hep.
Bugünkü yazımızı bitirirken sizleri cennet izlenimi veren o yerleri ziyaret etmeye davet edelim.
Mutlu olacağınıza ve bugüne kadar neden gitmediğinize hayıflanacağınıza inanıyoruz.
Sağlıcakla kalın.